Konuş İstanbul Konuş
Yollar uzayıp gider. Hiç bitmez.
Başı sonu gelmez yolların. İstanbul yoldur.. Yolların şehridir. Ve girerken şehre binbir türlü vasıta. Şehirle alakası olmayan. Ama adına İstanbul denen. Biçimsiz. Plansız. Ne olduğu belli olmayan mahalleler görülür yol kenarından. Yol kenarlarında, köprü altlarında yaşlı adamlar oturur. Kimsesiz, evsiz barksız. İstanbulun yok ettiği insanlar cirit atar yol kenarlarında..
************
Sırtını bir ağaca yaslamıştı koca Hasan.
Elinde tüten sigarası. Yanı başında çayla ağzına kadar doldurduğu termosu vardı. Fincanından bir yudum çay çekti. Daha toprak kurumadı, diye düşündü. Isınmadı toprak. Buz gibi. Sünger minderin üstünde bile götüm donuyor.
İleride, ağaçların altında toprağa yatmış uyuyan adama baktı. Evsiz serserilerden biriydi adam. Sokaklarda yaşayan. Saçı sakalı birbirine karışmış. Bu zavallılar, diye düşündü. Nasıl oluyorda buz gibi toprağın üzerine yatıp uyuyorlar? Yazık bunlara. Yazık taa, İstanbul işte. Bu şehir böyle. Ne güzelliği ne de çirkinliği biter. Burada yanyana omuz omuza yaşar bütün zıtlıklar. Şu karşıdaki büyük, çok katlı lüks apartmanlarda insanlar uzay çağında yaşıyorlar. Ama arkadaki gecekondu mahallesinde ise afrika kıtasından farkı olmayan bir yaşantı var. Benim mahallemde..
Benimm.. İçine sıçtığımın mahallesi benim mahallem. Orada ayrı bir alem. Başka bir dünya var. Şu karşıdaki apartmanlarda ise başka bir dünya. Yanyana, aynı şehrin içinde dünya dünya içinde. Birbirine tamamen zıt, birbirinden haberi olmayan yaşantılar bunlar. Ama aralarında iki dakikalık yol var. Ne tuhaff! Ve ne kadar derin bir uçurum.
Önünden geçen otoyola baktı.
Otoyol geniş. İki şeritli. Gidiş geliş. Karşıdan hızla geçen vasıtalar İstanbulu terk ediyor. Önünden geçen yol ise İstanbula doğru hızla koşan arabalarla dolu. Ne geleni bitiyor şehrin, ne de gideni. Yol kenarları pis. Çöplerle dolu. Pet şişeler. Kırılmış şarap şişeleri. Atılmış eski yatak yorganlar. Ve daha binbir türlü çöp..
Nereden geliyor bu çöpler? Dedi kendi kendine.
Adamlar her gün topluyorlar. Sonra yine sabah bir bakıyorsun aynı. Yol yine çöplüğe dönmüş. Kokmuş bu şehir, bitmişş! Ne derdi biter ne de çöpü. Çelişkilerin, tezatların başkenti burası. Çarşaflı karının biri çıkıverir şurdan yolun kenarından şimdi. Karşıdan ise mini etekli başka bir kadın çıkar. Ve yanyana yürürler. Yürüyüp gider. Şu karşıdaki duraktan otobüse binerler. Aynı otobüse. Hatta durakta durup sohbet ederler. Sonra aynı şehrin içine dağılır. Yanyana yaşarlar. Apayrı dünyalarında. Muammadır, çözemezsin..
Söz gelimi şu bizim mahallenin karıları..
Köyden gelmişler. Köyde yaşıyorlar hala. İstanbul denemez onların yaşadıkları yere. Pek çoğu denizi görmemiş öküzler. Onlardan daha öküzü de kocaları. Kahvede otururlar işten arda kalan zamanlarında. Kahveye verecekleri paranın yarısıyla karılarını çocuklarını alıpta boğaz kenarına götürmezler. Bir çay içirmezler denize karşı. Galata köprüsünü. Eminönünü. Beyoğlunu görmemiştir karıları çocukları. Bir boğaz turuna çıkmamışlardır. Hoşş! Belki de görmelerini istemezler pezevenk herifler. Sonra karılarının gözleri açılırda, derler ya, ulan biz hayvan gibi yaşıyormuşuz diye. Oysa kahveye verecekleri bir günlük parayla tüm bunları yapabilirlerdi.
Kadınları tutsaktır evlerinde.
Kadınlarına herşey yasaktır. Nasıl yaşar bu kadınlar? En çokta onu çözemedim şu dünyada. Yazık şu kadınlara. Sonra bir de şu koca götlü Emine gibi delikanlı bir karı çıkıp tüm bunlara, bu kokmuş yaşantıya isyan edip kaçınca peşine düşerler. Namusları zedelenir. Gururları kırılır..
Yalannn!!
Hep yalan, namusla gururla ilgisi yok. Zorlarına gidiyor başkalarının diline düşmek. Başkalarının da işi gücü yok ne olacak? Dedikodudan başka ne kalıyor böyle boş bir hayatta insanın elinde. Onun için koca götlü Eminenin kocası beline silahını takıp İstanbulu dolaşır hergün. Emine yi arar durur. İşin tuhaf olan yanı ise yıllardır bulamaz bir türlü. Aynı şehrin içinde karısını bulamaz. Nasıl bir şehirse burası.
Emine İstanbuldaymış. Görenler söylüyor. Zor tanımışlar onlarda görünce. Emine başka biri olup çıkmış. Çarşafı filan çıkarıp atmış. Bazısı orospuluk yaptığını, orospu olduğunu söyler ama. Ben inanmam, Emine öyle kadın değildi.
Başka türlü bir kadındı. Sesiyle inlerdi mahalle çok zaman. Mahallenin karakteri, çıkan sesi, güzelliğiydi. O gidince sessiz kaldı, karanlığa gömüldü, koktu mahalle. Kadının erkek olanı da başkadır hani. Bin erkeğe bedel olur. Öyle bir kadındı işte Emine.
O açıdan, zaten bu mahalle bir Emineyi hak etmiyordu. Hoşş, İstanbul hak ediyor mu oda bilinmez ya. Ben de gördüm geçenlerde. Eminönünde bir iş hanına girerken. Takip ettim sonra, yanına gittim, çay söyledi bana. Ticaret işine girmiş, iyide para kazanıyormuş. Vay bee, Emine İstanbul kadını olmuş.
Kocası olacak dangalakta belinde silahla arar durur onu. Bulsa ne olur sanki? Belki de bulmuştur. Sırf mahallelinin dilinden kurtulmak için gösteriş icabı arar. Çocuğu da yoktu zaten. İyi yapmış kadın. Kurtuldu şu kokmuş mahalleden.
Aferin kız koca götlü Emine.
Kadın dediğin senin gibi olmalı. Ne mutlu senin gibi yaşayanlara. Özgür, karakterli, insan gibi insan, kadın gibi kadın olanlara.
Beni sorarsanız..
Koca Hasan derler adıma. Böylece oturur yol kenarında. Yolları seyreder. İstanbulu dolaşırım bütün gün. Emekli oldum artık, yaşlandım. Ölümü bekliyorum. Bu güne kadar hayat benimle alay etti. Şimdi ben onunla kafa buluyorum.
Bu güne kadar İstanbul bana güldü. Şimdi sıra bana geldi.
İstanbula gülüyorum..
Mustafa Özay
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar
Henüz Yorum Yok.
Yorum Yazın