Herkes masör olabilir, ama milli masör olmak kolay değil diyor Halil Abi.
Voleybolcuyuz ya, günün birinde milli takıma seçilmemizle maç için Romanya`ya gitmemiz bir oldu. Halil Abi`yi o zaman tanımıştık. Yolculuk sırasında başından geçenleri anlatırken, yolculuğun nasıl geçtiğini bilememiştik. Ona göre masör demek, yurt dışına giden her takımın yanında olmak demek. Bu; güreş takımı, voleybol, futbol, hentbol, okçuluk, tenis olabilir, hatta Halil Abi`ye göre tavla takımı da olabilirmiş. Sonuçta Halil Abi`miz o takımla beraberdir. Bu da çok ülke gezmek, yeni yeni insanlar tanımak, yeni olaylarla iç içe olmak demekmiş..
Tarihin birinde güreş takımıyla Amerika`ya gitmişler. On yedi kişilik kafilede Halil Abi de var elbette. Kuşkusuz güreş takımımız amerikalıları yerle bir ediyor, büyük bir zafer kazanıyorlar. Bunun üzerine Amerika GÜreş Federasyonu güreşçilerimizin onuruna bir yemek veriyor. Hem de dünyanın en yüksek iki binasından birinde. Hani şu Usame bin Ladin`in yerle bir ettiği binalar..
- Tam, diyor Halil Abi. Asansörün önüne geldik, baktım asansörün üstünde bir yazı. “On altı kiÅŸiliktir”.. Hoppala.. Biz on yedi kiÅŸiyiz. Böyle yüksek binalarda asansör genelde tuttuÄŸu için, “Çocuklar siz çıkın ben yürüyerek gelirim” dedim.
- Yapma yav, filan dedik.
- Yüz otuz yedi kat, dile kolay, dedi Halil Abi.
Kimimiz “Vay anasına” kimimiz “Allah-Allaaahhh” çektik, Halil Abi devam etti:
- Neyse başladım yürümeye. Yürü babam, yürü babam, bitmek bilmiyor kahrolası merdivenler. Bir katta nerden baksan yüzden fazla basamak var..
Yine bizlerden “Oha, yok canım, hastiiirrr” gibi laflar çıktı, Halil Abi yine devam etti:
- Yukarı çıktığımda tam tamına beş kilo vermişim çocuklar..
- Olamaz, dedik. Halil Abi ısrar etti:
- Ne eksik ne fazla, ,tam tamına beÅŸ kilo.. Her neyse. Yüz otuz yedinci kata çıktığımda çat pat ingilizceyle bizim takımı sordum zenci bir kıza. Tesadüf bu ya, “Zorlanmayın ben Türkçe biliyorum” deyince kıza içimden sarılmak geldi.
- Åžu iÅŸe bak, diyoruz.
- Yahu, dedim. Bizim Türk güreÅŸ takımının yemeÄŸi varmış buralarda. Kız yüzüme tuhaf tuhaf baktı, “Aaa” dedi. ” O yemek dündü”..
Milli masörümüz günün birinde Japonya`ya gitmiş bir takımla. Takımın hangisi olduğunu o da hatırlamıyor ya, neyse.. Bir altmış sekizlik Halil Abi diyor ki:
- Ulan böyle küçük, kıçtan bacak millet görmedim. Sokağa çıkıyorum, alayına tepeden bakıyorum. En uzun boylu benim. İşin ilginç yanı, boy küçücük olunca adımlar da küçülüyor. Kardeşim karşıdan karşıya geçeceğim, binlerce kişi.. Yeşil ışık yanmasıyla ufacık adımlarla koşarak geçmeye çalışıyorlar. Tam ortaya geliyorlar, kırmızı ışık yanıyor. Haydaaa.. hadi bakalım gerisin geriye. Ben geçiyorum tabi. Bir daha deniyorlar, hızlı koşan karşıya geçiyor, yavaş kalan geri dönüyor. Ben onları akıllı adamlar bilirdim, ama küçük adımlar için bir çare bulamamışlar..
Halil abi Çin`e de gitmiş bir takımla. Pekin`i öve öve bitiremiyor. Ne var ki, bisikletli kalabalıktan gına gelmiş kendisine. Böylesine kalabalık bir kente hiç rastlamamış şimdiye kadar.
- Düşünün, diyor. Bir cadde. Yeşil ışığın yanmasıyla birlikte iki milyon kişi karşıdan geliyor, iki milyon kişi de bu taraftan. Yarısı bisikletli, yarısı yaya..
Tarihin birinde bir milli takımımızla Sibirya`ya da yolu düşmüş milli masörümüzün. Oradaki soğuğu anlatırken, devletin vatandaşını bu konuda nasıl düşündüğünü örnekleriyle anlatıyor.
- Öyle bir soğuk var ki, aklınız durur. Tükürdüğünüz an, tükürük buz parçası olarak iniyor yere. Ama devlet bunun da çaresini düşünmüş. Her köşe başına koca koca varillerden büyük sobalar yaptırmış, gürül gürül yanıyor. Odun bol nasıl olsa. Elli metre yürüyorsun bir soba, ısınıyorsun yine yürüyorsun. Elli metre sonra bir soba daha..
Abdullah Yılmaz
alıntıdır
Kaynak : hikayeler