Zıvanadan Çıkmak

Posted by PearL | Deyim Hikayeleri | Çarşamba 11 Şubat 2009 01:39

sinirlenildiği zaman kullanılan \”zıvanadan Çıkmak\” deyiminin aslı çokta uzaklara gitmemektedir. hâla anadolumuzda taş ve ağaç kullanılarak yapılan köy evlerine hepimis şahit olmuşusdur. etrafı taşlarla örülür ve üst kısmı sağlam 4-5 büyük kütük ile taşların üstüne yerleştirlir ve devamına çatı yapılır. İşte bu büyük kütüklerin taşlardan kaymaması, kurtulmaması için, lastikten taşların üst bölümüne yuva yapılır ve ağaçlar bu kısma oturtulur. yapılan bu yuvaya zıvana denir. zıvanadan kurtulması ev için büyük tehlike oluşturur. \”zıvanadan Çıkmak\” deyimi, yıkmak dağıtmak manasında kullanılmaktadır…

alıntıdır

Suya Götürüp Susuz Getirmek

Posted by PearL | Deyim Hikayeleri | Çarşamba 11 Şubat 2009 01:38

diğerinden daha akıllı , kurnaz olmak anlamında kullanılan bir deyim.. zengin ve büyük bir aşiretin obasında , genç ve yakışıklı , yoksul bir çoban varmış . aşiret reisinin kızına aşık olmuş . kızın da çobanda gönlü varmış ama babası onu zengin biri ile nişanlamış . bir gün yoksul çobanla genç kızı kuytuda konuşurken görenler ,aşiret reisine haber vermişler. İki aşık yakalanmış. kızını çadırına hapsetmiş çobana da bir ceza vermek üzere obanın yaşlıları toplanmışlar… akçakocalardan , çobana acıyan biri , şöyle bir öneride bulunmuş : -bu çoban bize, işinin ehliolduğunu ispat etsin. sürüsünü iki gün susuz bırakalım. Üçüncü gün sürüsünü dereye götürsün ama su içmeden geri çevirsin. bunu başarırsa kızı ona verelim demiş. bunun olanaksızlığına inanan ötekiler ve aşiret reisi , öneriyi uygun bulmuşlar. sürüyü iki gün susuz bekletmişler. Üçüncü gün oba halkı toplanarak çobanı izlemeye koyulmuş . kavalını çalarak sürüyü dere kenarına kadar getiren çoban , dere kıyısına gelince öyle içli çalmaya başlamış ki , sürünün başı olan koyuna adeta yalvarmış ve onları geri döndürüp obaya getirmiş. kızı da almış . bu efsane bir deyim yaratmış ve işinin ehli , kurnaz kişiler için “ suya götürür de susuz getirir” deyimi söylene gelmiş..

alıntıdır

O kadar Uzun Boylu Değil

Posted by PearL | Deyim Hikayeleri | Çarşamba 11 Şubat 2009 01:37

arapça gramer kaidelerine göre \musa\ ismindeki \a\ ve \u\ sesi uzatılarak okunur. ancak, anadolu halkının bu gramer kaidesine uydugu pek söylenemez. vaktiyle medrese tahsili alan biri, adını sorduğu adamdan, musa cevabını, \a\ ve \u\ sesini kısa olaak söylemesi üzerine \a\ ve \u\ sesini uzatmasını isteyerek, nasıl söylemesi gerektiğini de göstermiş ve adama adını tekrar ettirmiş. o da bu sefer: \muuuusaaa…\ diye uzatarak söyleyince diğeri dayanamayıp : \\\o kadar da uzun boylu değil\\\ demiş.

alıntıdır

Bel Bağlamak

Posted by PearL | Deyim Hikayeleri | Çarşamba 11 Şubat 2009 01:35

birisine güvenmek, bir işe ümit bağlamak yerinde kullanılan bel bağlamak dilimize tarikat ritüelleriyle yansımış bir deyimdir. sufiler, bir tarikata girmek ve ikrar vermek anlamında bel bağlamak derler. fütüvvet ehli, kendi halkalarına dahil olanlara şeddyünden dokunmuş kemer kuşata gelmişlerdir. mevlevilikte buna elifi nemed keçeden dokunmuş uzunca kuşak, bektaşilikte de tîğ-bend denilir. bir kişi tarikata girince beline bağlanan bu kuşak, dervişin, artık o yolun bütün yasaklarını kabul ettiği, bütün emirlerini yerine getireceği anlamına gelir ve bu husus da kuşak kuşatma merasiminde kendisine telkin olunurdu. hayat tarzında köklü değişiklikleri öngören bel bağlamak, insana bir tür kurtuluş ve güven hissi telkin eder; böylece bel bağlayan kişi de huzur bulurdu. bugün deyim daha ziyade olumsuz anlamıyla \”sana bel bağlamıştım, bu işe bel bağladım, ona bel bağlanmaz, böyle bir işe bel bağlamak doğru değildir\” gibi kullanımlarıyla yaşar. tarikatların gittikçe yozlaştığı dönemlerin hatırasını taşıyan deyimin giderek tasavvufî anlamı unutulmuş, dilimizde güvensizlik anlamıyla yaşamaya devam etmiştir.

alıntıdır

Türk Gibi Güçlü

Posted by PearL | Deyim Hikayeleri | Çarşamba 11 Şubat 2009 01:34

köprülü fazıl ahmet paşa dan bahsetmemek olmaz. babasının ölümü ve vasiyeti üzerine 26 yaşındayken 1661 sadrazamlığa getirildi.böylece yaklaşık 1000 yıllık türkiye tarihinin en genç başbakanı oldu. almanya seferine çıktı.uyvarı alarak slovakya’yı İmparatorluğa kattı. uyvar kuşatması sırasında avrupa’da adeta bir deyim haline gelen “uyvar önünde bir türk gibi güçlü” sözünü söyleterek osmanlı devleti\ in bu en zor dönemlerinde türk’ün gücünü bütün dünyaya gösterdi.

alıntıdır

Kırk Dereden Su Getirmek

Posted by PearL | Deyim Hikayeleri | Çarşamba 11 Şubat 2009 01:33

vakti zamanında köyün er kişilerinden biri, köyün en güzel kızına aşık olur. fakat kızın etrafında köyde bir yığın potansiyel aday dolaştığı için, bu er kişiyi gözü bilem görmemektedir. er kişi sürekli hanım kızımızın dikkatini çekmeye çalışmakta fakat bu konuda başarılı olamamaktadır. kızımız her gün elinde kovayla köy çeşmesine su doldurmaya gitmekte ve bu er kişi de her gün çeşme civarında konuçlanıp kızımızı izlemekle yetinmektedir. bir gün yine hanım kızımız çeşme kuyruğundayken sıra tam ona geldiğinde su kesilir. er kişi bu fırsattan istifade etmek niyetiylen hemen kızımızın yanına koşar ve elinden kovayı alarak: \”sizin için büyük bir zevkle diğer köyün deresinden su doldurup getirebilirim.\” der hanım kızımız da \”e hadi git bari\” der ve kovayı verir. er kişisi maratona katılmış koşucu misali, bi koşu öbür köye gider ve suyu doldurup getirir. hanım kızımız suya bakar ve: \”i ıhh ben bu suyu beğenmedim, hafif bulanık\” der. er kişisi: \”emret gözümün nuru, ben başka köyün deresinden en güzel suyu bulur getiririm sana\” der ve kovayı alarak yine maratona çıkar. suyu alıp getirdiğinde hanım kızımız yine beğenmez ve er kişisi kovayı alıp başka dereye su getirmeye gider. bu böyle sürüp durur ve er kişisi, kızımız uğruna kırk köyün deresinden su getirmiş ama hiç birini beğendirememiştir. er kişisi bu uğurda uğraşıp dururken, köydeki su kesintisi sona erer ve köy çeşmesi akmaya başlar. bunu gören kıza vurgun başka bir köy delikanlısı hemen bi koşu hanım kızımızın evine vararak kovayı alır ve köyün çeşmesinden doldurup getirir. beşlik simit gibi sırıtıp hanım kızımızın eşiğinden geçen delikanlıyı gördüğünde diğer er kişisi harap ve bitap halde dolanırken bu durumu görür ve \”hangi dereden doldurup getirdin suyu\” diye şaşkınlıkla sorar. delikanlı. \”hiiç köyün çeşmesinden dolduruverdim\” deyince, bizim er kişisi bedbahtlık içersinde: \”vay bee ben kırk dereden su getirdim, yine yaranamadım\” der.

alıntıdır

Kan Ağlamak

Posted by PearL | Deyim Hikayeleri | Çarşamba 11 Şubat 2009 01:32

deyimin çok ilginç bir hikayesi vardır. orta asya türklerinde hane halkından biri öldüğünde hane halkı gözlerinin altını bıçakla çizerdi.böyle bir gelenek vardı yas göstergesi olarak \\\yuğ\\\ törenlerine böyle katılırlardı. böylece göz yaşları bu kesilen yerden akan kanla karışırdı.böylece kan ağlamak deyimi dilimize yerleşmiştir

alıntıdır

ilk Göz Ağrısı

Posted by PearL | Deyim Hikayeleri | Çarşamba 11 Şubat 2009 01:31

eskiden savaşlar şimdikinden çok olduğu için, anadolu\ nun hemen her köyünden, hemen her hanesinden şu yada bu cephede savaşan bir asker olurmuş. bu askerlerin geride kalan anaları, kardeşleri, hanımları, nişanlıları, yavukluları olurmuş elbette. bu biçareler, vatanını, milletini, dinini muhafaza için cephe cephe koşan yiğitleriyle elbet gurur duyarlarmış ama ağlamadan, göz yaşı dökmeden de gün geçirmezlermiş. bazen aşikar, bazen gizli gizli ağlayan genç kız ve gelinlerimizin göz pınarları kuruyup gözleri çapaklanmaya ve ağrımaya başlarmış. birbirleriyle konuşurken, o zamanın terbiyesi icabı: \”senin yavuklun, senin kocan\” diyemezler, utanırlarmış. \”benim göz ağrımdan hiç mektup gelmiyor, seninkinden haber var mı?\” diye sorarlarmış. bu deyim, sevdiklerimiz içinde en birincisi anlamında kullanılır

alıntıdır

Altı Kaval Üstü Şeşane

Posted by PearL | Deyim Hikayeleri | Çarşamba 11 Şubat 2009 01:30

parçalan birbirine benzemeyen ve uygun olmayan, dolayısıyla bir işe yaramayan aparatlar hakkında veya giyim kuşam konusunda birbirine uymayan ve yakışmayan kıyafetler İçin altı kaval üstü şeşhâne deyimini kullanırız. buradaki şeş-hâne kelimesinin İstanbul\da bir semt adı olan Şişhane ile herhangi bir alâkası yoktur ve Şişhane söylenişi yanlıştır. Çünki şeş-hâne diye namlusunda altı adet yiv bulunan tüfek ve toplara denir. yivler mermiye bir ivme kazandırdığı için ateşli silahların gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. evvelce kaval gibi içi düz bir boru biçiminde imal edilen namlular, yiv ve set tertibatının icadıyla birlikte fazla kullanılmaz olmuş ve gerek topçuluk gerekse tüfek, tabanca vs. ateşli silahlarda yivli namlular tercih edilmiştir. merminin kendi ekseni etrafında dönmesini ve dolayısıyla daha uzağa gitmesini sağlayan yivler bir namluda genellikle altı adet olup münhani spiral şeklinde namlu içini dolanırlar. altı adet yiv demek, namlunun da altı bölüme şeş hâne = altı dilim ayrılması demektir ki halk dilinde şeşâne şişane değil şeklinde kullanılır. bu izahtan sonra üstü kaval, altı şeşhâne biçiminde bir silah olmayacağını söylemeyi zaid addediyoruz. Çünki kaval topların attığı gülle ile şeşhânelerden atılan mermi farklıdır. keza kaval tüfekler ile fişek atılırken şişhane namlulu tabancalardan kurşun atılır. bu durumda bîr silah namlusunun yarısına kadar kaval, sonra şişhane olması da mümkün değildir. ancak yine de vaktiyle bir avcının, yivlerin icadından sonra çifte çift namlulu tüfeğinin kaval tipi namlularının üst kısımlarını teknolojiye uydurmak için şeşhâne yivli namlu ile takviye ettiğine dair bir hikâye anlatılır. hattâ bu uydurma tüfek öyle acayip ve gülünç bir görünüm almış ki diğer avcılar uzunca müddet kendisiyle alay etmişler ve \”altı kaval üstü şeşhâne / bu ne biçim tüfek böyle\” diyerek kafiyelendirmişler. o günden sonra halk arasında bu hadiseye telmihen birbirine zıt durumlar için altı kaval üstü şeşhâne demek yaygınlaşmış ve giderek deyimleşerek dilimize yerleşmiştir.

alıntıdır

Kel Başa Şimşir Tarak

Posted by PearL | Deyim Hikayeleri | Çarşamba 11 Şubat 2009 01:29

Şimşir sözcüğü, kılıç anlamına gelir. deyimde kullanılan şimşir sözünün aslı çok sert ve dayanıklı olduğundan, tarak, cetvel v.b. yapımında kullanılan \şimşir\ ağacından gelmektedir. eskiden zengin bir aile, kızlarını gelin ediyorlarmış. oğlan evine, adet olduğu üzere, bohça bohça hediyeler gitmiş. kayınvalide, iki görümce ve eltilere, yaş ve aile içindeki durumlarına göre; altın, gümüş kaplamalı, fil dişi ve şimşir taraklar, diğer armağanlarla birlikte verilmiş. küçük elti ağır ve ateşli bir hastalık geçirdiğinden saçları dökülmüş. aile içindekilerden başka kimsenin, kadıncağızın kelliğinden haberi yokmuş. kendisine verile verile şimşir tarak verilmesi, küçük eltinin çok canını sıkmış. kelliğini unutup, armağanları getiren kadına sızlanmış: \”herkese altın, gümüş tarak, bana da şimşir öyle mi? yemi gelin, daha bu eve adımını atmadan benimle uğraşmaya başladı…\” oğlan anası gelininin bu hareketinden utanmış ve üzüntü duymuş. o kızgınlıkla çıkışmış: \”senin ki gibi kel başa, şimşir tarak çok bile\” deyivermiş. bu atasözü, yoksul, ya da durumu kötü bir kişinin, vaziyetine uymayan, pahalı, gereksiz şeyler almaya kalkması gibi durumlarda kullanılır

alıntıdır

Sonraki Sayfa »
site ekle - Toplist

Kiisel


Zirve100 Site ekle