Hayalet Örtüleri
Faili meçhul bir tıkırtı, yıldırım
Onları ilk kez henüz dokuz yaşındayken kendisinin öyle yapılmasından nefret ettiği halde annesinin yemekleri ısrarla soğanlı yaptığı bir gün yerdeki minderleri döve döve döktüğü gözyaşlarının kıpkırmızı şişirdiği gözleriyle camlı kitap dolabına boş boş bakarken görmüş ve onca kederli olmasına rağmen onları gördüğüne varlıklarına memnun olmuştu. Ancak çok çabuk siliniyorlardı böyle çıplak olunca. Onları giydirmek bir zorunluluktu. Kaybolup sönüp gitmemeleri hep yanında olup onu soğanlı yemeklerden can sıkıntısından kurtarmaları
Kayıp yığılırcasına kapandı ötekinin ayaklarına. Yüreğin, ayaklardan önce gittiğini bilmezmiş, gidişin mesulü ayaklarmış gibi. Ve ağlamaya başladı. İnsanın patolojik bağlılıkla gelebileceği o en rezil noktaya gelmiş olmanın artık deriye nüfus eden şiddette onurunu törpülemesiydi ağlamasını kolaylaştıran sebep.
Taş duyarlılığına bürünmüştü öteki. Ayaklarının üzerindeki yığının ayrımında bile değil gibiydi. Sanki çok önemli bir şey düşünüyordu da düşüncesi dağılmasın diye kıpırdamıyordu.
Kuşkusuz kimse götüremezdi terk ettiği insanın yanından peşi sıra hayalini. Ama hayalinin ruhunu yani anlamını ve neşesini götürebilirdi peki ala.
Oysaki ona kanlı canlı varlığı değil ötekinin hayali lazımdı. Hayallerine kılıf olduğu için istiyordu kalmasını. Hayalleri olmadan hayatın soğanlı yemeklere benzeyeceğini biliyordu.
Sarsılarak ve bunları geçirerek aklından sıkı sıkıya kapanmışken ayaklarına onun, öteki onun canını acıtmak pahasına zorla çakip aldı ayaklarını.
Yüzü kıpkırmızı ve sırılsıklam bedeni iki büklüm olduğu halde ötekinin ardında kaldı. Geri işletilmesi veya durdurulması mümkün olmayan –zalim- bir çarkın dönmeye başladığını tam olarak anlar anlamaz kendisinin hayalsiz hayallerinin de kılıfsız olmayacağını bildiğinden… ve hakikaten de ölçülemeyecek kadar kısa olan o
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar
Henüz Yorum Yok.
Yorum Yazın