Dön!

Ümitlerimi yitirmiş bir şekilde yeni bir güne başlamanın verdiği ezikliği üzerimden atmak için yüzüme birkaç avuç su birikintisi fırlattım. Aynamın pusu yüzümü görmemi engelliyordu. İlk defa seviniyordum bu olaya. Sanki, adam akıllı cismimi yansıtamadığı için bu aynaya her gün küfür eden ben değildim. Bu gün farklı bir gündü. Sen yoktun!

Vazgeçmem gerekti senden. Bir daha dönmeyeceğini biliyordum. Yeni bir hayata “merhaba!” demenin tam zamanıydı. Koşarak, üzerinde dünden kalma yemeklerin ve boş bardakların olduğu masanın yanından geçtim. Pencereyi açtım ve bağırıyordum “merhaba! merhaba!”. İçime bir umut doğmuştu, en hayırlısı bu olsa gerek dedim kendi kendime, oksijenin azizliği olsa gerek. Kafamı sensiz odaya çevirdiğimde her şey eski halini almıştı. Sensizlik, sessizlik ve yalnızlık. Olduğum yere çöktüm. Boş koltuklar “bana otur” diyorlardı. Ben ise oturduğun hiçbir yere oturmak istemiyordum. Soluduğun bu havayı da solumak istemiyordum ama istemsiz bir şeklide burun ve ağız ortaklığı bu isteğime karşı çıkıyordu. Pencereden esen rüzgar “atla da kurtul” dese de, ben yaşamayı tercih ediyordum. Neden? Neden sorusuna ise verecek cevabım yoktu. Bir süre bu soruya takılı kaldım. Hani biz birlikte güçlüydük…

Hani biz birlikte güçlüydük. Hep öyle derdin ya! Şimdi neden beni güçsüz bıraktın. Sen gideli iki hafta oldu ve ben iki haftadır aynı dizeleri yazıyorum günlüğüme. Nasıl beni güçsüz, ümitsiz ve yalnız bırakabildin. Buna ne hakkın vardı söylesene! Madem gidecektin, beni bu dünyaya neden getirdin? Seni çok özlüyorum anne, ne olur dön gittiğin yerden.

Etiketler:

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar

Henüz Yorum Yok.

Yorum Yazın

(gerekli)

(gerekli)