Belki De Vardı

Düşün ki bir sabah uyandığında banyoya koştuğunu farkedersin…

Terin ıslak tuzu gözlerini yakar sendeledikçe. Sen koşarsın, ama ulaşamasın… Ulaşamadıkça da hırslanır kalp atışların, “dur etme eyleme” dese de bilincin, nafile… Halıda kaydın diyelim olduğun yere yığılacak mısın? Savaş meydanında şövalyeysen kuralları vardır, korku, telaş, acıma, uyku ve aşk yoktur. Yerine getirmen gereken bir görev, ve bunun tek sorumlusu ruhunu örten bedenin! Odanın köşesini dönerken kafayı vurabilirsin bir sütuna! Ya da burnun kanar, nefes alamazsın! Koşmalısın! Rüyanda gördüğün o mutlu yüzü tekrar görmen gerek. Yavrusunun yoldan dönüşünü izleyen anne kadar umutlu gözlerine bakman gerek, koş be ey yolcu! Koş da bilsin o yüreğin, rüyada yaşadığın mutluluğu, aynada… görmen gerek…
Varırsın, nefes nefese kambur belinle bakarsın gözlerine. Nedir baktığın? Kimdir, sen mi?
Sil yüzündeki kanları,
güzelliğini örtüyor be yolcu,
yoksa,
gerçekten,
sen de mi yoksun!
Yalan mıydı o hülyada coşkuyla duyduğun ezgiler? Şimdi belki ölüyorsun yalan yok, birazdan yığılacaksın aynanın tam karşısına, bu kez ayna bakacak sana; hem de acıyla! O halde kalk ve düşün kovaladığın gerçeği? Gözleri daldı bir noktaya, titreyen bakışları kapandı yavaş yavaş. Geçeği hatırladı birden… Çömeldi lavabonun kenarına; kapadı gözlerini… o anda, rüyasını hatırladı :

Annesi otururdu yanıbaşında bir zamanlar yavrucağın, adı; sevgiydi. Çok sevilirdi, hem de öyle ki; damlayan gözyaşlarını kurutmak için yağmurlar yağardı ona bakan gözlerden. Bir tiyatro sahnesindeydi evi, kapalı perdenin hiç açıldığını görmemişti. Dekor her gün kurulur, akşam ise kulise taşınırdı. O sahnede oyun oynandığını hiç görmemişti. Tek bildiği bir gün, hep bir günden bahsettikleri ve o günün yaklaştığıydı. Bozuldu ruhunun güzelliği az zaman, dur zaman.. Bir takım ilaçlar almaya başladı. Annesi gelip sarılıyordu, bakıyor, gülümsüyordu … Ama sevgi kaçıyordu istemeden. Gözleri ve yüreği dağlar ötesi uzaklıkta yapayalnızdı. Feryâd ediyordu her gece karanlığında, perdenin ardını görmek istiyor, ama yetişemiyordu…
Bir akşam, uykusuzluktan kızarmış gözlerini dikti karanlığın göbeğine. Sabretti… sabretti…. sabretti…
Fırladı yatağından, var gücüyle atladı perdenin ortasına. Aralandığı anda körleşti gözleri, böylesine bir ışık kütlesi görmemişti hayatında, uzandı bir yerlere tutunmaya çalıştı, yapamadı…
Pişman oldu, geri dönmesi gerekti… onu da yapamadı.
Bir feryad koptu ki, kelimeden öte, sevginin gücündendi. Annesi tuttu elinden, boşluktan çekti kopardı bir hamlede. Öptü yanağından… Ve fırlattı boşluğun ortasına…
Artık annesi vazgeçmişti sevgiden, bu hatasını affetmek, yüreğini yaksa imkansızdı…
Yalnızdı sevgi. Arkasına döndü, yüzlerce insan ona bakıyordu, küçük çocuklar, gravatlı yetişkinler, ıslak bakışlı yaşlılar… Herkes sevgiye bakıyordu!
Ne yapabilir ki insan bu halde, oyuncusu olmadığın bir oyundasın, ve rolün susmak mı?
Döndü arkasına, kapanan perdeyi gördü! Uzanmak istedi, yapamadı… Haykırmak istedi… yine yapamadı…
Dizleri üstüne çöktü. Bir kadının çantasından düşen makyaj aynası bakıyordu yüzüne. Eline aldı, gözlerine baktı. Uzaklaştırdı. Annesini gördü yanında… Yüzüne baktı. Ve büyüyen gözbebekleri fırlayacak gibi olduğunda,
uyandı uykusundan….

Lavabonun kenarında öylece kaldı, saatlerce… Koskoca evde yapayalnız olduğunu bir o biliyordu, bir de yüreğindeki aşkı… Keşke dönebilseydi o sahneye… Keşke dedi usulca..
Keşke…

Etiketler:

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar

Henüz Yorum Yok.

Yorum Yazın

(gerekli)

(gerekli)