Gerçek Dostluk

Posted by PearL | Dostluk Hikayeleri | Cuma 18 Aralık 2009 02:34

Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği bir kazada birlikte ölmüşlerdi.. Gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya başladılar.. Adam çok susamıştı.. Biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken, birden kendilerini muhteşem bir manzaranın karşısında buldular.. Rengarenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe kapısı, ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın.. Adam köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu: “Affedersiniz.Burası neresi? Kadın ona gülümsedi: “Burası Cennet, efendim” Adam bunun üzerine sevinçle “Harika…!!!” dedi “Peki bana biraz su verebilir misiniz? Gerçekten çok susadım”…. Kadın cevap verdi: “Tabi efendim, içeri girin..İçeride dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz…..” Böylece adam köpeğine döndü, “Hadi oğlum içeri giriyoruz” diyerek kapıya yürüdü…ama kadın onu birden durdurdu: “Üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez,hayvanları içeri almıyoruz…” Bunun üzerine adam bir an durdu.. düşündü.. ve geri dönüp köpeğiyle birlikte geldikleri yolun tam ters yönünde yürümeye koyuldular…. Bir süre geçtikten sonra kendilerini bu kez tozlu çamurlu bir yolda buldular ve yolun sonunda karşılarına çiftlik girişini andıran bir kapıyla yırtık pırtık elbiseli bir dede çıktı… Adam sordu:”Affedersiniz…. bana biraz su verebilir misiniz??” Dede “İçeri gel” dedi.”kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir çeşme var…” Adam sordu: “Peki arkadaşım da benimle gelip oradan içebilir mi?” Dede ” Tabii…”dedi..”çeşmenin yanında köpeğinin de su içebileceği bir kase bulacaksın…” Bunun üzerine adam kapıdan girdi… biraz yürüdükten sonra sağ tarafta çeşmeyi buldu.. Adam çeşmeden köpek de oracıktaki kaseden doya doya içerek susuzluklarını giderdiler…. Derken adam geri giderek girişte bekleyen dedeye sordu: “Su için çok teşekkür ederim… Peki burası neresi..?” Dede “Burası cennet” dedi. Bunu duyan adam şaşırdı: “Ama nasıl olur..? az önce burası gibi kırık dökük olmayan muhteşem bir yere gittik ve orasının da Cennet olduğunu söylediler…” Dede “şu rengarenk çiçeklerle süslü altın kapılı yer mi?” dedi, ama orası Cehennem..” Adam iyice şaşırmıştı: “Peki ama orası sizin adınızı kullanarak insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz..??” Dede gülümsedi: “Kızmıyoruz…..çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi arkadaşını yarı yolda bırakanları Cennet en uzak tutuyorlar….” Dostlarınızı Yarı Yolda Bırakmayın. Bir dostun derdine herkes üzülebilir, bu çok kolaydır. Bir dostun başarısına sevinebilmek ise sağlam bir karakter gerektirir..

alıntıdır

Yaşlı Kadın ile Meşe Ağacı

Posted by PearL | Dostluk Hikayeleri | Cuma 18 Aralık 2009 02:32

Kuraklık o yıl, New Jersey?in yemyeşil çayırlarını kahverengine çevirmiş ve tüm New Jerseylilerin gurur kaynağı yüzyıllık dev ağaçların yapraklarının zamanından önce dökülmesine neden olmuştu. Kuraklığın kırküçüncü gününde, küçük bir kentin yoksullar mahallesinden geçen Tom Greenfield adlı genç bir tarım uzmanı, tozlu yolda bir kova suyu sürüklercesine taşıyan yaşlı bir kadına rastladı.Otomobilinin camını indirdi veyaşlı kadına seslendi: ?Sizi gideceğiniz yere kadar götürebilir miyim, bayan?? Yaşlı kadın teşekkür etti ve bir kilometre kadar geride kalan evini işaret etti: ?Zaten şu kadarcık bir yoldan geliyorum? dedi ve yüz metre ötedeki dev bir meşe ağacını göstererek ?Zahmet etmenize gerek yok…? dedi.Iki üç adımlık yolum kaldı. Greenfield, kadının bir kova suyu ne yapacağını merak etti. Onu arkasından izledi. Yaşlı kadının, zorlukla taşıdığı kovayı bahçenin uzak bir köşesindeki büyük meşe ağacına kadar sürükleyip, sonra da kovadaki suyla meşe ağacını suladığını görünce, hem hayran kaldı,hem de şaşırdı. Yanına yaklaştı ve sordu: ?Bu ağacı sulamak için mi o bir kova suyu bir kilometre öteden taşıdınız? Güçlükle kaldırdığınıza göre kova galiba çok ağırdı.? Yaşlı kadın, genç adama gülümseyerek baktı. ?Tam 81 yaşımdayım. Bu ağaç ise, yaşamdaki tek dostum. Küçük bir kızken arkadaş olmuştum onunla. Şimdi hiçbiri yaşamayan tüm arkadaşlarımla bu ağacın çevresinde, bilseniz ne oyunlar oynadık, onun gölgesinde nasıl dinlendik… Bu ağaç kurursa ne yaparım, ben? Tarım uzmanı genç adam, yüzyıllık dev meşe ağacına uzun uzun ve dikkatlice baktı. Deneyimli gözü, ağacın giderek kurumakta olduğunu görmekte gecikmedi. Yaşlı kadın, meşe ağacıyla arkadaşlığını anlatmayı sürdürdü: ?Annem beni dövdüğü ya da azarladığı zaman bu ağaca tırmanırdım, onun kollarına sığınırdım? dedi. ?Nişanlım, parmağıma nişanı ağacın altında taktı.Benim için böylesi anılarla dolu olan bu ağaç için, bir kilometre öteden bir kova su taşımamı gerçekten çok mu görüyorsunuz?? Yaşlı kadın ertesi gün elinde su kovasıyla yine meşe ağacına giderken,ağacın çevresinde beş altı işçinin çalışmakta olduğunu gördü.Kovayı yere bıraktı ve işçilere doğru koşarak ?Bırakın ağacımı? diye bağırdı. ?Dokunmayın benim ağacıma…? Işçilerin başındaki adam kasketini çıkardı ve yaşlı kadınısaygıyla selamladı: ?Ağacınıza kötü bir şey yapmak için değil,onu kurtarmak için geldik, hanımefendi? dedi. ?Ağacınızın köklerinin çevresinde kanallar açtık ve onları tankerimizin deposundaki suyla doldurarak, ağacınızı bol bol suladık.? Yaşlı kadın su tankerinin üzerinde yazılı olan ?Greenfield Fidanlığı? adına takıldı. ?Fakat ben sizi çağırmadım ki?? dedi. ?Kim gönderdi sizi buraya?? Adam, saygılı tavrıyla yanıt verdi: ?Bizi buraya gönderen kişi, adını söylemedi efendim? dedi. Yaşlı kadın, yeterli suya kavuşan arkadaşı meşe ağacının altında durdu dün sohbet ettiği genç adamı anımsamıştı, işçilerin tek tek ellerini sıktıktan sonra uzaklaşan kamyonun arkasından yaşlı gözlerle baktı.

alıntıdır

Benimde hayallerim vardı

Posted by PearL | Sevgi ve Aşk | Salı 15 Aralık 2009 03:50


Benimde hayallerim vardı bir zamanlar, ümitlerim vardı herkesin olduğu gibi. Mutluluk düşleri saklamıştım kalbime. Büyüyünce hep güzel günlerin geleceğini hayal ederdim kendi hayatımın kahramanı olarak. Aşka, sevgiye, dostluğa, mutluluğa yürüyecektim kendi hesabıma küçücük adımlarla… Benimde hayallerim vardı herkesin olduğu gibi. Sevdalarım,sevinçlerim vardı. bir güvercin Sıcaklığı taşırdım çocuk yüreğimde hep. Dağlı çocuklarla pınarlara, esip geçen rüzgarlara güler geçerdim. En çok kuşları, çiçekleri, beyaz yeleli atları ve menekşe gözlü bir kızı severdim. Güller açardı ne zaman ellerimi uzatsam ellerine. Serin serin yeller eserdi saçlarında… Benimde hayallerim vardı sizin olduğu gibi. Kendime göre küçük bir yuva kuracaktım, Neşesiyle güleceğim, hüznüyle hüzünleneceğim ve beni en iyi anlayacak bir eşim olacaktı. Doğacak çocuklarımlarımla sorunsuz yaşayacaktım. Mutlu yaşayıp, hiç üzülmeyecektim hep gülecektim. Kin, nefret, intikam, yalan olmayacaktı benim hanemde. Strese girmeyecek, kırılmayacaktım, kırmayacaktım kimseyi… Bir dünyam olacaktı küçücük, herkesin içinde dost olduğu, dostça geçindiği. Mutlu küçücük bir dünya. Herkesin biribirini kardeşçe sevdiği… Hayat bir türküdür sanardım dağ eteklerinde söylenen, güneş atarken karşı yamaçlara ve gülerken pınarlara kırmızı benekli çiçekler. Hayat bir türküdür sanardım dağ rüzgarlarının çocuklara söylediği bir seher vakti. Benimde hayallerim vardı bir zamanlar, ümitlerim vardı sizin olduğu kadar. Hayallerdeki gibi sanardım yaşamı, oyunlardaki gibi. Hani bir pınar başında kurulan düşler yada çocukken oynanan oyunlar gibi. Nasıl ki, size rolünüz biçiliyorsa ve siz buna bütün yeteneğiniz, gücünüz ve azminizle sarılıp oyununuzu ve size verilen rolü başarıyla bitirmek istiyorsanız. Oysa hiçte öyle değil yaşamın acımasızlığının farkına varanlar için. Kimsenin bilmediği, kimsenin düşünmediği bir yarayla kanıyorum şimdi. Anladımki hiç bir acı, ihanetin acısı kadar acı vermiyor insana. Kırıldık artık en kötüsü. Siz kırıldınız ve kırılanda artık yerine konmuyor. İnsanın yüreğinde açılan yaralar kolay kapanmıyor. Asıl yaşamımdaki, rolüm benim için zor, ağır ve kahredici. Öyle bir ateş yakıyor ki içimi… Gül döküp yaralarıma susuyorum her gece… Sevince uzanan bütün yollar kapalı… Sevdasına yandığım dünyada, içinde suskun volkanlar taşıyan bir derviş gibi, boynu bükük gezerim gönül ülkemde… Şimdilik yaşadıkça yüreğime gizleyeceğim sevgimi, özlemimi ve isyanlarımı… Biliyorum içimde ki, hiç bir çığlığı duymuyorsunuz ve duyuramıyacağım size. Kanamalarımı, haykırışlarımı duyuramıyacağım… suçlu ben değilim… benim hala bir umudum var…

 

alıntıdır

Kim Bile Bilirdiki

Posted by PearL | Sevgi ve Aşk | Cuma 11 Aralık 2009 07:38

Telefonla tanışmışlardı.Kız konuşmak istemiyor erkekse tanışmak için ısrar ediyordu.Bir hafta sonunda kız sırf peşimi bırak diye kabul ediyorum 1 2 hafta konuşalım bırak yakamı demişti..Ve işte o gün başlamıştı vazgeçilmez aşkları..günler birbirini kovalıyor aylar geçiyordu 2 side birbirlerinin seslerini bi an duymadan bile yapamıyorlardı.3 ay olmuştu tanışalı oğlanın askerliği yaklaştı.Oğlan kendi kendine düşünüyordu.Acaba askerliğim boyunca beni bekler mi oksa terkedip gider mi diye ve bi gün aklına kıza bi jest apmak geldi aklına.kızın e mail adresini kocaman büük harflerle BENİMLE EVLENİR MİSİN VAZGEÇİLMEZİM yazdı.Yazdı ama çokda korkuyordu ya kız bi ters tepki verirse ve onu tamamen kaybederse çünkü tanışalı çok olmamıştı.Neyse bu e maili atar atmaz hemen kızı aradı e mail sayfana gir diye kızda şimdi giremeyeceğini ve en kısa zamanda bakacağını söyledi oğlanın heyecanı kıza da yansımış kıs ne mail attığını çok merak ediyor oğlana sorduğunda ise bi cevap alamıyor oğlan sadece cevabını çok merak ediyorum diyordu bu kızı iyice meraklandırıyordu.Kız ilk fırsatta baktı mail e 3 tane mail gelmişti hoşlandığı çocuktan
ilk ikisini okudu. Mailin sonunda SENİ ÇOK SEVİYORUM NE OLUR BENİ SENDEN MAHKUM BIRAKMA SEN DÜNYAYA MAHKUM BİR MELEKSİN BEN SENİ O KADAR ÇOK SEVECEĞİM VE BİR DAHA CENNETİNE GERİ DÖNMEK İSTEMEYECEKSİN yazıyordu…kızın kalbi çook hızlı çarpmaya başladı yoksa dedi içinden ve 3 mailini açtı açtı ve gözlerine inanamadı hayatının en güzel teklifini almıştı.BENİMLE EVLENİR MİSİN VAZGEÇİLMEZİM yazıyordu…kız o kadar heyecanladın ki ne yapacağını bilemiyordu eline telefonu aldı arayamadı utandı heyecanlandı…bu mail onların mutluluklarını bi kat daha arttırdı oğlan kızı ailesi ile tanıştırdı daha yüz yüze birbirlerini görmediler resimlerini görmüşlerdi.telefon görüşmeleri devam ediyor artık birbirlerine nişanlım eşim diyorlardı.oğlan askerliğini yapıyor sevdiğiyle beraber şafak sayıyordu..kıs oğlanın ailesi ile arkadaşları ile de konuşuyordu.bi gün oğlanın erkek arkadaşı ile konuşurken oğlanın erkek arkadaşı bi konudan bahsederken kızın sevdiği oğlanın eski kız arkadaşından mayıs ayında ayrıldığını söyledi .kız kulaklarına inanamadı çünkü onlar mayıs ayında birliktelerdi.kızın dünyası başına yıkıldı delirdi adeta.nasıl olurdu nasıl yapardı bunu.hemen sevdiği çocuğu aradı tabi inkar etti çocuk yalan dedi o süresini yanlış hatırlıyo ben seni asla aldatmadım dedi.o gün kızın kuzenin düğünü vardı akşam düğüne giderken ailesi ile trafik kazası geçirdi kızda et ezilmesinden dolayı bir süre belinden aşağısı tutmadı annesinin yardımı olmadan bir şey yapamıyordu kız.bu kazayı duyan askerdeki sevdiği askerden kaçtı ve kaçarken de yakalandı.ceza aldı bi kaç ay çarşı izinleri kitlendi..

4 ay sonra oğlan izine geldi ve hemen kızın yanına geldi ilk ve son görüşleri o gündü ikisininde asla unutamadıkları akıllarına geldikçe gözleri yaşaran o gün.dolu dolu bi gün geçirdiler dünyada sanki sadece ikisi vardı gözleri kimseyi hiçbirşeyi görmüyordu oğlan kalmak iztedi bi gün kızın yanında ama oğlanın annesi kıza akşama muhakkak geri dönsün bende çok özledim oğlanı dediçve oğlan akşam son araba ile gitti geri memleketine.ikisininde hafızasında kalan tek şey birbirlerine son bakışlarıydı.kıs oğlanı olcu ederken gözyaşlarına hakim olamıyor hıçkırıklar içinde ağlıyordu.kızın arkadaşı onu sakinleştirmeye çalışsada kız onu delice seviyorum ama içim öyle bi acıor ki sanki onu bir daha göremeyeceğim bu onu ilk ve son görüşüm dedi.bilmişti kız bu aşkın bitmesine sayılı günler kaldığını.neyse oğlan geri döndü memleketine izni bitti ve askerliğine devam etti.bir gün kıza bi mesaj geldi SLM SUNA NASILSIN bu mesaj kızın sevdiğinden gelmişti kız gözlerine inanamadı bu suna ismi oğlanın arkadaşının dediği isimdi yani oğlanın kızı aldattığını söylediği isimdi kızın dünyası ikinci ve son kez yıkılmıştı..oğlan açıklama yapıyor ama kız dinlemiyor bitti artık diyordu..seni delice sevsemde aşkından ölsem bitti bi daha ne sesimi ne üzümü göremeyeceksin dedi.

Oğlan hiç kabul etmedi kızı aldattığını o mesajı ona seni nasıl sevdiğimi söylemek için çekmiştim dedi.sözde suna adındaki kız buna sen kimsei benim kadar sevemezsin demiş de buda ben hayatımın kadını ruh eşimi buldum diyecekmiş..
Tabi kız inanmadı ve bu aşkı bitirdi tabi aklında bitirdi.kalbi sırf onun için çarpıyordu.kız sırf acısını hafifletmek için oğlanı en iyi arkadaşı ile aldatmıştı ama olmadı o acıyı hiçbirşey dindirmiyor unutturmuyordu..kız o kadar kötü günler geçirdi kii çünkü güzel ve çevresi çok kalabalık seveni çok olan bi kızdı hepsi kıza yüklendi uğrunda her şeyi herkesi teptiğin oğlanı gördün işte diye..
Kız çok zor günler geçiriyordu ve isteyenleri vardı kız bi gün annesine görücü gelenleri banada söleyebilirsin artık dedi ve ailesini istediği birile evlendi annesi kıza istior musun dediğinde fark etmez siz uygun gördünüzse olur dedi.

Çünkü o olmadı başkasıda kim olursa olsun hiç önemli değildi kıs için.kızın eski sevdiğinin askerliğinin bitmesine bi ay kalmıştı oğlan yalvardı kıza yapma sen beni seviyorsun yakma ikimizide sen beni yakarsan bende dünyayı yakarım dedi..kız oğlana kıyamazdı onun teline zarar gelse kız ölürdü ve oğlana KENDİNE SIRF BENİM İÇİN İYİ BAK BELKİ BİR GÜN YİNE YOLLARIMIZ KESİŞİR DEDİ.ve bitirdi son noktaı koydu.oğlan koluna kızın adını yazarak intihar etti.hala oğlanın kolunda kızın adı yazar dikişlerle…kızın düğün günü geldi çattı kına gecesi günü kız en iyi arkadaşının omzuna yaslanıp delice haykırdı neden neden hani bitmeyecekti hani çok sevmiştik biz birbirimizi ben evleniyorum hani şimdi nerde hani o gelinliği ben onun için giyecektim ben benim hayalimdeki oydu diye..
Şimdi yıllar geçti üzerinden oğlan askerden geldikten 2 sene sonra evlenebilmiş onuda ailesinin zoru ile…kız bi gün bekarlık mailine girdiğinde şu yazı görüyor..

ATTIĞIN BİR ADIMDA BEN AKLINA GELMEZSEM İKİNCİ ADIMDA MUHAKKAT GELECEĞİM…NE SEN NE DE BEN KALBİMİZE SÖZ GEÇİREMEYİZ…HANİ BANA KENDİNE İYİ BAK OLUR YA BİR GÜN YİNE YOLLARIMIZ KESİŞİR DEMİŞTİNYA İŞTE ŞİMDİ BENİ AYAKTA TUTAN TEK ŞEY SENİN VARLIĞIN.HANİ ÖLÜMSÜZ ŞARKIMIZDA DA DİYOR YA
SEN MUTLU OL GÜLÜM BAŞKA BİRŞEY İSTEMEM
ACIYI KEDERİ İNAN DERT ETMEM
ÖLÜME KOŞARIM SENİ BEKLETMEM
OLSUN BE GÜZELİM VARLIĞIN YETER….

Gerçek yaşanmış bir aşk öküsüdür…

alıntıdır

Hosçakal Sevgilim

Posted by PearL | Sevgi ve Aşk | Cuma 11 Aralık 2009 07:31

Ben veda etmeyi pek beceremem. Duygularımı da pek açığa vuramam zaten, hele bu veda çok daha zor geliyor. Aslında hiç böyle bir son görüşmeye gerek yoktu. Ama insanın kanı durmuyor işte., ne varsa bu son anlarda.?Senden hatırlamanı bile istemiyorum., sadece temizliği ve saflığı yaşatalım bu aşkı kalbimizin bir kuytu köşesinde!…Ne güzel başlamıştı. İkimizde gençtik deli doluyduk, coşkunluğumuzun son safhasında kanımızın kaynadığı bir anda gördük birbirimizi, sevdalandık. Geceler boyu uykusuz kaldık birbirimizi düşünmekten, en güzel heyecanları, en güzel bakışları yaşadık. Hemen aşkı yaşadık, zamanı durdurup utançları ve sitemleri yaşadık. Kavgaların en güzellerini de biz yaptık. Çünkü barışmakta ayrı bir zevk veriyordu bize.
Sevdik, sevildik, doruğuna vardık kutsal duyguların.Aşk yeminleri ettik tutamayacağımızı bile bile. Günlerce aylarca yalnız ikimiz varmış gibi yaşadık. Ne alaylı bakan gözlere, ne karşı çıkan büyüklere, ne de dost sözüne aldandık. Kendi ateşimizde yandık, en önemlisi bir birimizi anladık.
Romantik şarkıları serin aksam üstüleri yaşadık seninle. En güzel çiçekleri verdin bana. Rüyalarda bile hep ikimiz vardık. Gerçek aşkı tattık bunu sende biliyorsun.
Öyleyse hep aynı duygularla kalmalı değil mi? Biz birlikte olmasak da… güzel başlayan çok güzel yaşanan bu aşkı aynı temiz duygularla bitirmeliyiz. Şimdi de ayrılığın en güzelini en acısını yine biz yaşıyoruz…
Ne dersin bu da Allah’ın bir lütfü değil mi bize? Lütfen ağlama. Neden benimkilerle yarışıyor göz yaşların? Sen benim güçlü kocaman sevgilim değil misin? Güçlüsündür sen… seni hep böyle hatırlamak istiyorum, haydi sil gözyaşlarını. Hava da kararmak üzere, zaman bize hep acımasızdı zaten. Yine öyle çabuk olmamızı istiyor herhalde.
Sana bir şey söylemek istiyorum. Mavi gömleğin sana çok yakışıyor bir daha kız tavlamaya niyetlenirsen bu sözlerim aklında bulunsun. Bir de küçük bir istek arkana dönüp bakma tamam mı her şey burada bitsin, hoşça kal…

alıntıdır

Seneler Gelir Geçer Hikayesi

Posted by PearL | Sevgi ve Aşk | Cuma 11 Aralık 2009 07:29

Ben seni sevemem seni saramam senin olamam sana doya doya bakamam çünkü bu bendeki dert dermansız ümitsiz sadece seni uzaktan sevebilirim ve görebilirim sen beni kötü bil kalpsiz bil acımasız bil nankör bil ama seni sevdimi ve senin için neleri göze aldımı bilme mutlu ol sev ve benim sevgimden cok sevil ki oda senin için aşkını canını göze alsın şimdi evlendin evlisin ve benden cok uzaklardasın ve en kötüsü beni nefretle hatırlıyorsun ama mutlusun duydum bir kızın olmuş esmermiş bana benzeyen yönleri varmış arkadaşlarım bahsetti duyduyumda sadece sol tarafımın acıdını söndüremediyim ateşin yandını hissettim ve o kalbimdeki kapandını sandıgım yaranın içten içe kanadını neden mi sen hep erkek adamın erkek çocuğu olur derdin bende kız olsun derdim sorumlu bir babasın bundan şüpem yok şimdi beni tek avutan geçen senelerdeki anılarımız biz nerde yanlış yaptık demekten utanıyorum çünki seni bırakan bendim onca seneyi hiçe sayan bendim sözünden dönen bendim dimi bunlar görünenleri ama gerçeyi öğrenirmisin bilmiyorum bunu görmeye ömrüm yetermi bilmiyorum ama ben ne yaptıysam senin iyiliyin için yaptım ailenle aranın bozulmaması için ve canının yanmaması için okadar sebep varki anlatsam offfff boşver olan oldu sen mutlusun belkide yazdıklarımı okursun seni sensiz yaşamak en kötü kader olsa gerek bunu okuduyunda benim oldumu anlarsın sen evlenirken bende beyazlar içindeydim seninle evlenen ben gibi tek gerçek vardı sen imzayı attın ve üzerimdeki bana cok yakıştırdıgın beyaz elbiselerim kefenim oldu ve ölmeyi düşündüm ama senin mutlu oldugun günü lekeleyemedim düğününe gelip o benim sevgilim benim demek ve seni çekip yanıma almak istedim ve izmire okuduğumuz anılarımızın aşkımızın başladıyı yere götürmek ama yapamadım yapamazdımda dimi sen şimdi izmirli biriyle evlisin acaba izmire gittiyinde aklına geliyormuyum anılarımız sendede yaşıyormu yoksa nefretinle öldürdünmü onları eger ben seni tanıdıysam ve aşkına inandıysam ki aşkın en delisini yaşadık unutmadın belkide o kızının her yüzüne baktığında aklına ben geliyorum yada ben böyle istiyorum ve düşünüyorum ben evlenmedim ama arkadaşlına ve içtenyetine güvendiyim iş arkdasm var tanıma aşamalarındayız belkide evleniriz bilmiyorum sen evleneli 4 sene yi aştı ve üzerinden tam7 ay 21 gün ve 12 saat geçti eee artık bebde bir yerden tutmalıyım hayatı tıpkı senin yaptığın gibi canım hala yanıyor aşk kelimesini duyduyum zaman inanmıyorum senden başka kimse bana aşkım diyemez gibi geliyor şimdi bile bunları sen okuyacakmışsın gibi yazıyorum sana ulaşmak sesini duymayı geçtim benim suçsuz oldumu bilmen yeticek bana neyse kapatayım ben evimdeyim yine hasta oldum nezle o gün yağmur yedim biliyosun çabucak hastalanırım ee samsundada yağmur eksik olmuyo eee bende hep hasta oluyorum sen yağmuru yağmur bizi cok severdi ama beni hasta etmeden gitmezdi neyse mazide kaldı her şey sen benim ömrümün sonuna kadar tek aşkım olarak kalacaksın ne olursa olsun mutlu ol bak bir şarkı var bizi anlatıyor ıhlamur altı engel var ……….elveda n d

alıntıdır

Kapıyı İçerden Açmak

Posted by PearL | Tarihi Hikayeler | Salı 8 Aralık 2009 01:25

9. yüzyılın büyük İngiliz ressamlarından William Holman Hunt’ın, bir bahçeyi tasvir eden bir tablosu Londra Kraliyet Akademisi’nde sergileniyordu. Hunt’ın; “Kainat ışığı”adını verdiği bu tabloda geceleyin elinde bir fenerle bahçede duran filozof kılıklı bir adam görülüyordu. Adam, serbest kalan eliyle bir kapıyı vuruyor ve içeriden bir cevap bekler gibi görünüyordu. Tabloyu tetkik eden bir sanat eleştirmeni Hunt’a dönerek : - “Güzel bir tablo doğrusu, ama manasını bir türlü kavrayamadım.” dedi. Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı? Ona kapı kolu takmasını unutmuşsunuz da..” Hunt gülümsedi ve ekledi: - “Adam alelade bir kapıya vurmuyor ki..Bu kapı, insan kalbini simgeliyor.. Ancak içerden açılabildiği için dışında kola ihtiyacı yoktur”.

alıntıdır

Herşey Göründüğü Gibimidir

Posted by PearL | Tarihi Hikayeler | Salı 8 Aralık 2009 01:21

Sultan Murat Han o gün bir hoştur.Telaşeli görünür.Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer.Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil.Veziriazam Siyavuş pasa sorar: -Hayrola efendim canınızı sıkan bir şey mi var? -Akşam garip bir rüya gördüm. -Hayırdır inşallah. -Hayır mı şer mi öğreneceğiz. -Nasıl yani? -Hazırlan dışarı çıkıyoruz. Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki padişah hala gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir.Seri ve kararlı adımlarla Beyazıt a çıkar,döner Vefa ya,Zeyrekten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır.Etrafına daha bir dikkatle bakınır.iste tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar.Sorarlar ” kimdir bu ? “.Ahali “Aman hocam hiç bulaşma” derler.”Ayyaşın menhusun biri işte! ” -Nerden biliyorsunuz? -Müsaade et de bilelim yani.Kırk yıllık komşumuz. Bir başkası tafsilata girer.Biliyor musunuz? Der. Aslında iyi sanatkardır. Azaplar çarşısında çalışır. Nalın haşini yapar. Ancak kazandıklarını içkiye,fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine. Hele yaşlının biri çok öfkelidir. İsterseniz komşulara sorun der.Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu? Hasılı mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdili kıyafet mollalar kalırlar mı ortada. Tam vezir de toparlanıyordur ki padişah yolunu keser: - Nereye? - Bilmem bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım. - Millet bu çeker gider. Kimseye bir şey diyemem. Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebaamızdır. Defini tamamlasak gerek. - iyi ya, saraydan birkaç hoca yollar kurtuluruz vebalden. - Olmaz rüyadaki hikmeti çözemedik daha. - Peki ne yapmamı emir buyurursunuz? - Mollalığa devam. Naaşçı kaldırmalıyız en azından. - Aman efendim ,Nasıl kaldırırız? - Basbayağı kaldırırız iste. - Yapmayın etmeyin sultanım,bunun yıkanması paklanması var.Tekfini,telkini… - Merak etme ben beceririm. Ama bence bir gasil hane bulmalıyız. - şurada bir mahalle mescidi var ama… - Olmaz vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin? - Ne bilim Ayasofya dan Süleymaniye den, en azından Fatih camiinden. - Ayasofya ile Süleymaniye de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camiini iyi dedin. Hadi yüklenelim. Ve gelirler camiye.Vezir sağa sola koşturur kefen tabut bulur.padişah bakır kazanları vurur ocağa usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki naaş ayan beyan güzelleşir sanki.bir nurdur aydınlanır alnında. Yüzü sakilere benzemez. Hem manalı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza. Meçhul nalıncıyı kefenler,tabutlar musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine hayli vardır daha,. Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır. Sultanım der. Yanlış yapıyoruz galiba -Nasıl yani? -Heyecana kapıldık sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır belki yetimleri? -Doğru öyle ya,neyse, sen başını bekle ,ben mahalleyi dolanıp geleyim. Vezir cüzüne,tespihine döner,padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın arar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir. Hakkını helal et evladım der.Belli ki çok yorulmuşsun. Sonra eşiğe çöker ellerini yumruk yapar. şakaklarına dayar. Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır ,hatıralara dalar belki. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından. Biliyormuşsun oğlum? diye dertli dertli söylenir. !Bizim efendi bir alemdi vesselam. Akşamlara kadar Nalın yapar. Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin., elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya. -Niye? -ümmeti Muhammedi içmesin diye. -Hayret -Sonra malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. ben sizin zamanınızı satın aldım mi ,aldım derdi.öyleyse simdi dinleseniz gerek o çeker gider,ben menkıbeler anlatırdım onlara. Mızraklı ilmihal. Hücceti İslam okurdum .. -Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki. - milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş ,o hep uzak mescitlere giderdi. öyle bir imamın arkasında durmalı ki derdi.tekbir alırken Kabe yi görmeli . - öyle imam kaç tane kaldı şimdi? - İşte bu yüzden nisancı ya , sofular a uzanırdı ya. Hatta bir gün,, Bakasın efendi dedim! , sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada. -Doğru öyle ya? -kimseye zahmetim olmasın deyip mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben istemedim. İs mezarla bitiyor mu? dedim.seni kim yıkasın ,kim kaldırsın? -Peki o ne dedi? -önce uzun uzun güldü, sonra Allah büyüktür hatun dedi. Hem Padişahın isi ne? Allah tealinin öyle kulları vardır ki, halk onları bilmez. Hoş bazen kendileri de makamlarının farkında değillerdir. Hulus-u kalp ile boyun büker ümmeti Muhammedi e , halifeyi müslmine dua ederler.samimi niyazları ile zırh olurlar sultana. Bir seher vakti göz yaşı ile yapılan dua, binlerce topun yapamadığını yapar. Kralları yıkar,kaleleri paralar. İşte nalıncı baba o adsız sansız Allah dostlarından biridir. Asıl adı Muhammedi Mimi Efendi dir. Bergama lıdır. 1592 yılında vefat etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padişah gördü. Ve mübareği evine defnetti. Kabri üzerine bir kubbe, içine bir çeşme koydurdu. Dahası bir tekke ile yaşattı adini. Türbesi Unkapanında, cibali tutun fabrikasının arkasında, Haramzade camii karşısındadır.

alıntıdır

Son Yeniçeri

Posted by PearL | Tarihi Hikayeler | Salı 8 Aralık 2009 01:17

Bu iş böyle olmaz ise sen bilürsün Padişah’ım ! “ “ İstemezük ! “ naralarıyla sık sık muhtıra verip , ayak divanı toplayarak , kelle alıp , kelle satan , memleketi kurtarmak ! için ikide bir kazan kaldırıp ihtilal yapan bir ordu vardı . Sık sık darbeler yapan bu ordunun adı Yeniçeri Ocağı idi . Osmanlı Devletinin en kudretli döneminde dahi sayısı on bin kişiyi geçmeyen bu politikacı askerler , devleti ve hükümetleri vesayet altında tutardı . Herkes Yeniçeri generallerinin ağzından çıkan söze önem verirdi . Yeniçeri Hüseyin , gençliğinde bıçkın bir delikanlı idi . Sık sık olay çıkarıp dayak yer , hapse atılır ama gözünü budaktan sakınmadığı için çok sevilir , kendini çabuk affettirirdi . Zaten Yeniçeri Ocağının zabit ve neferlerinde her türlü hergelelik mevcuttu . Genç yeniçeri Hüseyin , bir gün izinli olarak birliğinden ayrılmış , şehirde aylak aylak dolaşmaya başlamıştı . Aniden cin çarpmış gibi oldu . Annesiyle birlikte yürüyen genç , güzel bir kız görünce takip etmeye başladı . Kız da Hüseyin’in farkına varmıştı . Yaşmağının altından attığı çapkın bakışlar yürüyüşüne de yansımış , delikanlıyı bir uydu gibi cazibesine almıştı . Ağa Hüseyin aşk yıldırımıyla çarpılmış , birkaç defa takipten vazgeçmek istediyse de başaramamıştı . Bu tatlı bela son derece güzel , Yeniçeri Hüseyin de biraz içkili yani çakırkeyfdi . Anne kıza arkadan yaklaşan Hüseyin , birden genç kıza sarılarak iki yanağından öptü . Uzaktan Ağa Hüseyin’i tahrik eden kız , işin bu raddeye geleceğini tahmin edemeyince çığlık kopararak düşüp bayıldı . Annesi avazı çıktığı kadar bağırıyor , beddualar savuruyordu . Çevreleri bir anda insan doldu . Güçlü kuvvetli birkaç esnaf Ağa Hüseyin’in üzerine yürüyerek yakaladılar . O sırada Karakollukçular da yetişerek , Ağa Hüseyin’i yaka paça ederek Ağa’nın huzuruna götürdüler . Yeniçeri Ağası kalın bir sesle gürledi : - Gel bakalım delikanlı ! Hesap göreceğiz . Sen benim kim olduğumu bilir misin ? - Bilirim Ağa’m ! - Peki , bu ettiğin halta ne diyeceğiz ? - Ne diyeyim Ağa’m ; kör nefse uyduk … - Seni zindana atacağımı düşünemedin mi ? - Düşündüm ve hesapladım Ağa’m ! - Diri diri derini yüzeceğimi … - Düşündüm ve hesapladım Ağa’m ! - Asacağımı düşünmedin mi ? - Hesapladım Ağa’m ! Yeniçeri Ağası her tehdidin ardından “ Hesapladım Ağa’m “ cevabını aldıkça çılgına döndü . Birden adamlarına emir verdi : “ Alın şu it oğlu iti ; Cerrahpaşa’ya götürüp iyice budatın . dibinden kestirin Sonra da Harem Ağa’larının arasına atın . “ deyince Ağa Hüseyin’in gözleri fal taşı gibi dehşetle açıldı . - Aman ; ayaklarını öpeyim Ağa’m ! Yemin ederim ki bu kadarı hesabımda yoktu ; Ağa’m ! Ağa Hüseyin göze girerek zamanla yükseldi . Vezir paşa olmasına rağmen o , hep ‘Ağa’ kelimesi başa gelerek Ağa Hüseyin Paşa olarak anıldı . Ağacı kesen baltanın sapı da ağaçtan olurmuş . Padişah II.Mahmut , Yeniçeri Ocağı’nı kapatmayı kafasına koyunca Yeniçeri Ağası yaptığı Ağa Hüseyin Paşa’yı görevlendirdi . Planlar gizli tutuldu . 1826 Yılında Yeniçeri kışlalarını topa tutarak Ocağı öyle bir dağıttı ki binlerce yeniçerinin kanı İstanbul sokaklarında sel gibi aktı . Halk o kadar bezgin ve nefret yüklüydü .Yeniçeri mezarları bile kırılıp yerle bir edildi . Ağa Hüseyin Paşa , gırtlağına kadar siyasete bulaşmış , cuntalaşmış , ihtilalci bir orduyu yok ederek adını tarihe “ Son Yeniçeri “ olarak yazdırdı.

alıntıdır

Ağlatan Bir Aşk Hikayesi

Posted by PearL | Sevgi ve Aşk | Pazar 6 Aralık 2009 10:44

Kalbimin hiç tanımadığı duyguları daha yeni yeni hissetmeye başladığı dönemlerdi,çevremde bir sürü erkek ve kız arkadaşlarım vardı,ama bi gariplik vardı,mutlu değildim sanki aradığım başka birşeydi,her akşam eve gelir odama çekilir ağlardım,noluyordu bana anlayamıyordum,birgün yine arkadaşlarla beraberdim,beraberdim derken nasıl bi beraberlik,onlar bi araya toplanır gülüp eğlenirlerken bense bi kenara çekilip içimdeki fırtınaları dinliyordum her zamanki gibi,artık arkadaşlarımda alışmıştı bu durumuma,yanıma gelip oturduğunu hiç farketmemişim,taki sanki çok derinlerden gelen bi SELAM sesini duyana kadar,selam dedim bende,neden yalnız oturuyosun dedi,bilmiyorum dedim,kimse seni anlamıyor,hatta kendin bile kendini anlamıyorsun değilmi dedi,evet dedim,bende bu yüzden yanına geldim zaten dedi,bende aynı durumdayım,seni arkadaşlarından ayrı derin düşüncelere dalmış görünce işte benim gibi biri daha dedim,

ve ilk defa onun yüzüne baktım,o anda kalbim durdu sanki,donup
kalmıştım,ne zaman ayrıldık eve nasıl geldim bilmiyorum,o gün sürekli onu düşündüm,sanki aradığım şey buydu hissedebiliyordum bunu,
o günden sonra hergün buluşmaya başladık,evleri iki mahalle kadar uzaktaydı,bizim mahallede akrabaları vardı,ilk tanıştığımız gün onlara gelmişler,böylece aylar geçti,artık ailelerimizde biliyordu,ya ben onlara gidiyordum yada o bize geliyordu,yani her günümüzü birlikte geçiriyorduk,

ama ikimizinde anlayamadığı birşeyler vardı,birbirimizi çok seviyorduk,görmeden yapamıyorduk,arkadaşlık değildi bu,çünki diğer arkadaşlarımızıda seviyorduk,bu çok farklı bişeydi,kimseyede soramıyorduk,nasıl soralımki,biz bile bilmiyorduk ne olduğunu,bu çok yoğun duyguların etkisiyle bazen mutluluktan bulutlara kadar çıkıyorduk,bazende o küçücük kalplerimize sığdıramadığımız ve bi türlü anlamadığımız hisler dünyasında sebepsiz yere ağlıyor gözyaşlarımızı birbirimize hediye ediyorduk,,belki size saçma gelicek ama birbirimizi ilk gördüğümüz günü anlatmıştım,ondan sonraki ilk buluşmamızda biraz konuştuktan sonra bi ara gözgöze gelmiştik,ve daha ne olduğunu anlamadan ikimizde sebepsiz yere birden ağlamaya başlamıştık,hemde ne ağlama sanki hiç bitmeyecek gibiydi göz yaşlarımız,işte o günden sonra bir daha biribirimizin yüzüne uzun süre bakamadık,hatta çoğu zaman sırtlarımız birbirimize dönük otururduk,bi gören olsa bize gülerdi heralde,ama elimizde değildiki bakamıyorduk işte,
ama ne olursa olsun çok mutluyduk,artık ne güneşin doğuşunun,ne çiçeklerin kokusunun,nede kuşların aşk şarkılarının farkındaydık,biz birbirimizde kaybolmuştuk,taki bi akşam bizim evin zili uzun uzun çalana kadar,kapıyı annem açtı,gelen onun teyzesinin kızıydı,anneme bişeyler söyledi,annemde hemen babamla bişiyler konuşup,banada sen evden ayrılma biz hemen geliyoruz diyerek aceleyle çıktılar,bende hemen arkalarından çıktım,hava kararmıştı,beni görmesinler diye onları uzaktan takip ettim,biraz gittikten sonra bizim evin biraz ilerisinde bi market vardı,orada bi kalabalık gördüm,oraya gidiyorlardı,biraz daha yaklaşınca babam koşmaya başladı,yerde yatan biri vardı,bende biraz daha yaklaştım,babam yerde yatan kişiyi kucağına almıştı,bikaç adım daha yaklaştım ve kalbime binlerce ok birden saplandı sanki,yerde yatan benim meleğimdi,oda beni gördü,eliyle bana gelme diye işaret yaptı,ve bana bişeyler söylemek için ağzını açtığında,ağzından kan boşaldığını gördüm,yanına gittim,o güzel başını babamın kucağından kendi kucağıma aldım,hafifçe gülümsedi ve bak dedi napmışsın yeni gömleğine,onun kanına bulanmış gömleğimi göstererek,iki hafta önce doğum günümde o almıştı,ve birden başını karanlıkta benim seçemediğim kazanın olduğu bi yere çevirip tüh yaa dedi,ne demek istediğini anlamamıştım,başını tekrar çevirdiğimde ölmüştü,ondan sonrasını hatırlamıyorum,gözümü evde açtım,orada bayılmışım,beni doktora götürmüşler sakinleştirici filan yapmışlar,uzun süre baygın halde yatmışım,

kendime gelir gelmez ağlamaya başladım,kimse müdahale etmedi,doktor ağlarsa müdahale etmeyin demiş,tekrar kendimden geçene kadar ağlamışım,ondan sonraki günlerde gözyaşım hiç dinmedi,aradan iki ay filan geçmişti,birgün anneme onlara gitmek istediğimi söyledim,annem önce kabul etmedi ama yalvarmalarıma dayanamayıp bi şartla kabul etti,gideriz ama orada ağlayıp annesini üzmeyeceğine söz verirsen dedi,bende söz verdim ve gittik,bi süre oturduk ama ben kendimi zor tutuyordum ağlamamak için,bak oğlum dedi annesi,biribirinizi ne kadar çok sevdiğinizi hepimiz biliyoruz,ne kadar üzüldüğünüde biliyorum ama senden bir ricam var dedi,kızım son nefesini senin kucağında vermiş,bana son anlarını anlatmanı istiyorum dedi,şaşırdım,nasıl anlatabilirdimki,anneme baktım boynunu büktü,bende onu üzmeyecek şekilde anlattım,ama bi ara karanlıkta bi yere bakıp tüh yaa dediğini anlamadığımı söyleyince,annesi bana sarılıp öyle bi ağlamaya başladıki,bende zaten zor tutuyordum kendimi,ikimizde uzun süre ağladık,
biraz sakinleştikten sonra,artık bu dünyada yaşamam için hiç bir sebebin kalmadığına karar vermeme sebep olan şeyi anlattı,

ogün annesi evlerinde benim çok sevdiğim bir yemeği yapmış,anne demiş bu yemeği ayhan çok sever,bizim yiyeceğimiz kadarını ver ben ayhanlara gidip onunla beraber yiyeceğim demiş,anneside yalnız göndermemek için yakınlarında oturan teyzesinin kızıyla bize göndermiş,yolda gelirlerken teyzesinin kızı,sen biraz bekle bende marketten içecek birşeyler alayım demiş,kaldırımda beklerken bi araba vurup kaçmış,bize yakın oldukları için teyzesinin kızı hemen bize haber vermeye gelmiş o akşam,ve o karanlığa bakıpta tüh yaa dediği şeyde,bana getirdiği yemeklerin dökülmüş olmasına üzüldüğü içinmiş,son anlarını yaşayan birisinin canından daha çok bana getirdiği yemeklerin dökülmüş olmasına üzülecek kadar seven bir kalp varmıdır daha şu lanet dünyada,başkasını sevebilirmiyim artık,aşık olabilirmiyim başkasına,tahammül edebilirmiyim artık saçma sapan şeylerin adını aşk koymalarına,bizim yaşadıklarımız bilemesekte gerçek aşktı,bunu şimdi biliyorum, ama o bilmiyor,birgün birbirimize bir söz vermiştik,hangimiz önce ölürsek diğerimizi cennetin kapısında bekleyecekti,şimdi bende bilmeden yaşadığımız o tarif edilmez duygunun gerçek aşk olduğunu,o aşkı sonsuza kadar yaşayacağımız cennetin kapısında beni bekleyen meleğime anlatmak için,gelmesi için hergün yalvarıp dua ettiğim beni ona kavuşturacak kişiyi bekliyorum,Azraili

O Öldükten Sonra

bu gün hafta sonu,aşkımla buluşacağız,en güzel elbiselerimi giymeliyim,hangi gömleği giysem acaba,yanakları gibi kırmızı olanımı yoksa gözleri gibi kapkara olanımı,yada kazanın olduğu gün kanıyla üzerine çiçekler yaptığı gömleğimi,ne kazası ne kanı yaa nerden çıktı şimdi offf,ben en iyisi son buluşmamızda başını omuzuma koyduğu o kokan gömleği giyeyim,evet evet bu daha iyi,anne ben çıkıyorum,onamı,
tabiki anne yaa,her hafta sonu kiminle buluşurum ben,iyide neden ağlıyosunki,şimdi gidip annesindende izin almalıyım,günaydın müsade ederseniz kızınızla gezicez biraz,tabi oğlum,ona iyi bak olurmu,bak buda ağlıyor,noluyo bunlara anlamıyorum,koşar adımlarla gidiyorum aşkıma,bu yolda ne kadar uzun,her zamanki gibi bekçi amca karşılıyo beni,hoşgeldin oğlum,oda seni bekliyodu,biliyorum,günaydın aşkım ben geldim,bak hala yatıyo,hemde bembeyaz gelinliğiyle,yanaklarına küçük bir öpücük kondurup uyandırıyorum onu,her zamanki gibi toprak kokuyor meleğim,
uzatıyor kollarını yattığı yerden,tutuyorum ellerinden,tüy kadar hafif,ne kadarda güzel meleğim benim,hoşçakal bekçi amca,bak koskoca adamda ağlıyo,iyi eğlenin olurmu diyor kirli sakallarından süzülen yaşları silerek,
onun en sevdiği yerleri geziyoruz elele,allahım onunla olunca o kadar mutluyumki,bi ara yine gözgöze geliyoruz,bakmamalıydık,yine ağlıycaz,ne kadar ağladığımızı akşam ezanını duyunca anlıyorum,işte bu günde bitti,gitmeliyiz,bekçi amca kızar sonra,hoşgeldiniz iyi eğlendinizmi bari,neler yaptınız bakalım,ağladık akşama kadar,her zamanki gibi ha,evet,hadi meleğim sen şimdi yat,ben haftaya yine gelirim,,birgün diyorum,birgün bende bembeyaz damatlıklarımı giyip geleceğim yanına,kapkara gözlerini açarak yalvarırcasına,çabuk gel olurmu diyor,yakında meleğim çok yakında,biliyorum şimdi iyi geceler öpücüğüm olmadan uyuyamaz bi tanem,yanaklarına bi öpücük konduruyorum,yine o toprak kokusu,geldim anne,hoşgeldin oğlum,öldür beni anne ben de toprak kokmak istiyorum.

alıntıdır

Sonraki Sayfa »
site ekle - Toplist

Kiisel


Zirve100 Site ekle