AÅŸk dedikleri

Posted by PearL | Sevgi ve AÅŸk | Cuma 27 Haziran 2008 01:47

AÅŸk: en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o,adı kendisidir zaten.Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur.”Aşık oldum” dediÄŸiniz an akan sular durur,küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlar.Çünkü aÅŸkın dili tektir.AÅŸk cesaret ister,kocaman bir yürek ister.Nedir bu aÅŸk denilen ÅŸey?Elle tutulmaz,gözle görülmezbir ÅŸeyse nedir bu yaÅŸanan somut acılar,güzellikler?AÅŸk,hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir,bu yüzdende kalpleri ne zaman ele geçireceÄŸi hiç belli deÄŸildir.Daha ne olduÄŸunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz.AÅŸkın zamanını biz ayarlayabilseydik eÄŸer ve kime neden aşık olduÄŸumuzu anlayabilseydik,aÅŸkın sırrınıda çözerdik herhalde.Ama o zamanda aÅŸkın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu.AÅŸk hayata ve zamana karşı iÅŸlenen en büyük suç ortaklığıdır,aÅŸk hayatın bütün tek düzeliÄŸine,bütün sıradanlığına en soylu baÅŸ kaldırıdır.Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz.Ve elbette yaÅŸanılan aÅŸkı suçlamak,yargılamak,karala! mak da aÅŸka yakışmaz.Bu önce haksızlık kendinize saygısızlık olur.İnsan sonuna kadar savunmalı aÅŸkını karşılık görmesede,acı çekeceÄŸini hissetsede,yarın terk edileceÄŸini bilsede,ailesini karşısına alacağını bilsede taviz vermemeli aÅŸkından.”SENİ SEVİYORUM” diyebilmeligöğsünü gere gere.AÅŸk iÅŸte o zaman aÅŸktır.Ve bunun doÄŸrusu yanlışı yoktur,zaten aÅŸkın kendisi doÄŸrudur.Kime karşı duyuluyorsa bu aÅŸk,doÄŸru insanda iÅŸte odur.AÅŸkın zamanı yoktur hep hazırlıksız yakalar insanı.Evli olmanız,sevgilinizin olması,bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya çalışmanız,baÄŸlılıktan korkmanız,ailenizden çekinmeniz,hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiçmi hiç umrunda deÄŸildir.İşte aÅŸk bütün bunlara tek başınıza karşı gelme yürekliliÄŸidir,belkide yeni hayata geçebilme yoludur…AÅŸkın ne zaman geleceÄŸi belli olmadığı gibi,ne zaman gideceÄŸide hiç belli deÄŸildir.Fazla vakti yoktur onun,uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülüde yoktur.Bir baÅŸka göze bakmaya bir baÅŸka tene dokunmaya baÅŸ!
laması okadar da zor deÄŸildir… AÅŸktan deÄŸil onun kaçmasından korkun ve doÄŸruluÄŸuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savunun aÅŸkınızı. Biliyormusunuz hayat zaten kocaman bir yalan.Bu kadar sahteliÄŸin içinde gerçek ve doÄŸru olan tek güzellik AÅžK lütfen ona haksızlık etmeyin.AÅŸkına,sana aşık olana sahip çok ve onu kaybetme.”SENİ SEVİYORUM” demek için geç kalma! Sevgiyle kal…
alıntıdır..

Aşk kağıda dökülmüyor

Posted by PearL | Sevgi ve AÅŸk | Cuma 27 Haziran 2008 01:02

Nasıl bir yazgıydı bu, yazanı yazdıranı belli olmayan? Hangi kader çizgisiydi yollarını kesiştiren? Hangi rüzgarlardı o güzel kadını, onun sakin küçük dünyasına getiren? Onu sakin denizlerden sürükleyip fırtınalı okyanuslara atan? Sırası mıydı bu aşkın, o ununu elemiş eleğini asmış, tüm sevdaları sürgünlere göndermişken?

Hangi acımasız yazgıydı, onu yeniden aynalara baktıran. O aynalar ki, hiç yalan söylemeyi bilmezlerdi. Geçen yılların bırktığı izleri insanın yüzüne acımasızca vururlardı. Azaltamazdı ki kalan saçlarındaki akları, yüzündeki çizgileri. Küçülüp, eriyordu, o güzel kadının belleğine kazınmış resminin yanında. Utanıyordu sevdasından, aşkından. Ona giden yollardaki uçurumlar, engeller büyüyordu. O, giderek uzak ve erişilmez bir tanrıça oluyordu. Kâr etmiyordu hiçbir şey; bilge teselliler, kitaplarda okudukları.

İster itiraf etsin, ister etmesin, düştüğü durumun bir tek tanımı vardı ve o da aşktı, sevdaydı. Ve o ömrümde hiç böyle sevdalanmamıştı. Bu sevda, platonik, romantik gibi klişelere sığmayan bir sevginin ürünüydü. Sözcüklerle tanımlanamayan, gece gündüz her saat, her an onu düşündüren, ona özge bir sevdaydı. Ah, bu yürek değil miydi onu yakan, bu onulmaz sevdalara düşüren. Sevginin o mütiş gücünü bu sevda ile öğrenmişti yeniden. Sevdiğiyle sadece aynı mekanlarda olabilmenin bile ne büyük bir mutluluk olduğunu, onun sadece telefondan duyulan sesinin bile tüm gökyüzünü maviye çevirebileceğini, karanlıkları aydınlatabileceğini bu sevda ile yaşamıştı. Ve aşkın insana çılgınlıklar yaptırabileceğini yeniden ta kanında hissediyordu.

Aşık olduğu kadınla olan en kısa ayrılıklar bile ona dayanılmaz geliyordu. Şimdi o yine uzaklardaydı. Ve ona olan hasreti aralarındaki mesafeler artıkça artıyordu. Üstelik günlerdir ondan haber alamamak kendisini deli ediyordu. Ona merhaba diyebilmek, bir tek sözcük de olsa sesini duyabilmek için her yolu deniyordu. Ama tüm çabaları sonuçsuz kalıyordu. Gece gündüz, her an onu düşünüp ona ulaşamamak, korkunç bir ızdıraptı. Kahrolmaktan başka hiçbir şey gelmiyordu, elinden. Bu griler grisi, mavi yoksunu gökyüzünün altında çıldırasıya özlüyordu o kadını, onun gözlerini, gözlerinin rengini, gülüşünü.

Ayrılık acısıydı bu, kolay değildi üstesinden gelmek. Haykırsaydı sevgisini pencerelerden, bağırsaydı adını sokalara, diner miydi acıları? Yılın son günde yağan karın beyazına dökseydi karanlıklarını, aydınlanır mıydı içi? Batmakta olan güneşin kızıllığına, sütmavisi kesilen gökyüzüne çizseydi aşkını, azalır mıydı o kadına olan özlemi? Kalemini kanına batırıp ak kağıtlara yazsa bu aşkı, biter miydi hasret?

Bu son ayrılık, onu genç kadına olan sevgisini sorgulamaya zorluyordu. Aklı, bu sevdanın, hiçbir gerçekliÄŸinin ve geleceÄŸinin olmadığını söylüyor; kendisi için hiçbir ÅŸey ifade etmediÄŸin, senin sevdana gereksinimi olmayan o kadını neden seviyorsun? diye soruyordu. O ve kalbi akılına karşı inatla direniyorlardı. “Evet, deÄŸer”, diyordu, “yüz kere, bin kere deÄŸer!”. Çünkü o kadın yaÅŸamından çıktığında kendisini tekrar ölü hayatların, mavisi ve güneÅŸi olmayan günlerin beklediÄŸini biliyordu. “DeÄŸer” diyordu, “herÅŸeye deÄŸer! UÄŸruna ölmeye, çılgınlıklar yapmaya, deli divane olmaya, Kerem gibi yanmaya deÄŸer!”

Niçin mi? Sadece o kadını görebilmek için, sadece sesini duyabilmek için, sadece güzel gözlerine bakabilmek için, o sıcak, o çocuksu gülüşünü yaşayabilmek için. Onu görünce heycanlanmak, onunla konuşurken toy bir delikanlı gibi ne söyleyeceğini, ne diyeceğini şaşırmak için. Onunla birlikteyken, onu düşünürken tüm dünyayı, tüm kaygıları unutabilmek için.

Tektaraflı sevdaların seveni acılara boÄŸabileceÄŸini ta başından biliyordu ve o acıları ak kağıtlara dökerek, ÅŸiirleÅŸtirip, öyküleÅŸtirerek yenebileceÄŸini düşünmüştü. Ama bunun olanaksız olduÄŸunu kısa zamanda anlamıştı: Gerçek aÅŸk kendini yazdırmıyor, kağıda dökülemiyordu. Ve o aÅŸka tutsak, aşık olduÄŸu kadın ona yasak olsa da, aÅŸka ihanet etmemek için; insanı insan yapan o yüce duygudan yana olmak için; belki de sadece “onu seviyorum, o halde yaşıyorum!”, diyebilmek için, sonuna kadar direnecekti.

alıntıdır..

AÅŸk Masum DeÄŸil

Posted by PearL | Sevgi ve AÅŸk | Cuma 27 Haziran 2008 01:01

Sadece bir anlık konuşmadan sonra nedensiz buluşma bağladı yine
birbirimizi bize.Hiç anlamadık sebeplerini.Nedenlerini soramadan ellerimiz
birbirine çoktan kenetlenmişti.Sanki hiç kopmayacakmış gibi.Aklımdan
çıkmayan o hasret günleri,çektiğim çileler,haykırdığım isyanlar hiç biri
unutulmadı.O aylar boyunca ağladığım gecelerin hesabını kim verebilir
ki?kim beni o eski deli dolu günlerime döndürebilir ki?Aşk mıydı beni böyle
divane eden yoksa bu sadece onda mı gizli?Zaman sanki benimle birlikte o
vazgeçilemez aşkımı da alıp götürdü.Sürüklendim bir uçtan bir uca.Gelip de
elimden tutanım hiç olmadı.sevdim diye mi çektim bu acıları bunca
zaman.Hani sevip sevilmek çok güzeldi.Mutlu ederdi insanı;yetmiyor işte
mutlu olmak yetmiyor.Kimseler fark etmeden eriyip gidiyorsun ama nedenini
ne sen ne de başkası bilmiyor.Zaten kimsede öğrenmek istemiyor yalan
mı?Hayatımı mahvettiler,yaşarken öldürüldüm.sevdiğimin ardından en zayıf
noktamdan yakalandım.Giden sevgili yüzünden bitip,tükenmek çok kolaymış
meğersem,ölüm bir harekete bakarmış.Bunları anladın sevince.Her gün daha
fazla tükenen bir beden gördüm o aynanın karşısında.Halbuki bakılmaya
kıyılmayan kaç masum yüz verdik topraklara.Yine bilinmedi kıymet yine
anlamadılar değerlerini.Bu kedere bu derde aşk mı diyorlar?Sevgimi bunları
bize yaptıran.Kimler bu sözlerimden utanacak acaba?bunlara rağmen
anlayan yok beni değil mi?Ben yine mutlu olabilirim geçici bir süre.Ya
onlar acılarıda sevinçleride mezara gömülenler hiç anlamı yok.Aşkın azabı
kör hançerle kalplere yazılmış çoktan.Sonu yok ne benim için ne çekenler
için ne de aşk uğruna.Mezara Girenler İçin.

alıntıdır..

acılar karla kaplanırken

Posted by PearL | Sevgi ve AÅŸk | Cuma 27 Haziran 2008 00:58

1964 yılı bir kış sabahı sabiha ders çalışmak için erken kalkmıştı. hafifçe odasının perdelerini açarak dışarıya baktı. her taraf karla kaplıydı.ders çalışmaktan vazgeçerek kışlık giysilerini giydikten sonra sessizce dışarı çıktı. annesi ve babasını uyandırmadan damları üzerindeki karları kürüyecekti. tehlikeli de olmasına rağmen kırık bir merdivenle bir eline aldığı kar küreğiyle damlarının üzerine çıktı. 13 yaşındaki bu kız çocuğu soğuk rüzgarlar altında karları kürürken ağzının içinde mırıldanarak derslerini tekrarlıyordu. cıvıl cıvıl haliyle hayata bağlılığı, her ne kadar kendi elinde olmasa da, onun geleceğinin bir göstergesiydi.
annesi gülsüm uyanır uyanmaz kocasına :� bak bey! sabiha�m yine dama çıkmış… her kar yaÄŸdığın da bizi uyandırmadan damlarımızdaki karları temizlemek için çırpınır… yatağını da toplamış… biricik kızım kırık merdivenle nasıl çıktı ki yukarıya?� dedi .ve evlerinin giriÅŸ kısmının önünden bağırarak:
�- kızım okula gideceksin biraz sonra… yorulma sen! gel önce karnını doyur… sonra çıkar ben karları temizlerim!� dedi. sabiha :
�-anneciÄŸim uyandınız mı? siz beni düşünmeyin… ben ne kadar da dikkat etmiÅŸtim; sizi uyandırmadan ÅŸu iÅŸleri bitirmek için…�
gülsüm hanım :
�-dama çıktığını daha önce fark etmiÅŸtim ! kürek seslerinden… kızım, biraz önce sesini de duydum… konuÅŸuyordun… benden bir ÅŸeyler mi istiyordun yoksa?�
�- yok anne biraz yüksek sesle derslerimin tekrarını yapıyordum…�
�- sabahın bu kör saatinde dam başından kızımın ayakları kayar da düşer diye, bir türlü uyuyamadım…çıkayım da bir bakayım dedim kendi kendime… babanın bir erkek çocuk istemesi de iÅŸte bu yüzdendi. sana kıyamıyoruz kızım… İşini çabuk bitir de in aÅŸağıya …�
tam kapıyı açıp içeriye gireceği sırada annesi aşağıdan tekrar seslendi :
�- kızım az kalsın unutuyordum… İneceÄŸin zaman bana haber ver yüksek sesle de, merdiveni tutayım… biliyorsun merdivenimiz çok saÄŸlam deÄŸil…�
sabiha üşüdüğünü fazla belli etmeden :
�- tamam anneciÄŸim sen hiç merak etme… güneÅŸ doÄŸmadan ben buraları temizlemek istiyorum… deÄŸilse su altında kalırız.git biraz uyu…� dedi.
bu sözlerinden sonra, bir an için gözleri daldı… uzaklara bakarak.�annem neden erkek evladı istediklerini bana anlatıyor… sanki erkek çocuÄŸuyla kız çocuÄŸunun bir farkı varmış gibi…halbuki her ikisi de evlat… her ikisi de can taşıyor?..ben bir mana veremiyorum?� diye zihninde annesinin sözleriyle ilgili yorumlar yaptı.
sabiha annesi ve babasının yorulmalarını istemediği için, zor da olsa bu işleri seve seve yapıyordu. bir taraftan derslerine çalışması diğer taraftan da bu şekilde ev işleri yapması ona mutluluk veriyordu.
nisan ayının ilk haftasında, ÅŸehir merkezine 4 km uzaklıktaki baÄŸ evlerine taşındılar. orada hem meyveleri hırsızlara karşı koruyacaklar… hem de baÄŸ iÅŸlerini yakından takip edeceklerdi!
her gün oradan okula gidip gelmek güç olsa da buna katlanmak zorundaydı…
günlerden bir gün, okul sonrası yaya olarak elindeki ders kitaplarıyla dolu çantasıyla bağ evlerine gidiyordu. yollar ıssızdı. arada sırada bekçi düdüklerinin yankılanan sesleriyle çevredeki çekirgelerin sesleri birbirlerine karışıyordu ! bir ara, arkasından bir kişinin koşarak kendisine doğru yaklaştığını fark etti ! birden korkarak irkildi! geriye baktı. bir okul arkadaşıydı! titrek adımlarla gelen bu kişi sabiha�ya :
�- sabiha… sabiha ben ahmet… çoktan beri seninle konuÅŸmak istiyordum.
şehirdeki evinizde otururken cesaret bulamamıştım! ben seni çok seviyorum! bunun için peşinden geldim!� dedi
sabiha :
�- ama ben seni hiç sevmiyorum ki ! sen sevgini kendine sakla! sonra peÅŸimden gelmeyi de bırak! bir gören olursa seni deÄŸil, beni suçlarlar…�
ahmet :
� - ama… �
� - aması maması yok…beni rahatsız etme! � diye karşılık verdi sabiha.
tam bu sırada baÄŸ bekçilerinden biri yandaki bağın yıkık duvarlarının üzerinden atlayarak önlerine çıkmıştı! sabiha ve ailesini tanıyan biriydi…
her ikisi de donakalmışlardı… bekçi :
� - kız sabiha… kim bu peÅŸindeki kırık?� (*)
sabiha kıpkırmızı olmuştu. sıkılgan bir şekilde :
�- benim haberim yok… sınıf arkadaşım peÅŸime takılmış… ben de…�
bekçi :
� - kes sesini! sen fırsat vermezsen bu adam senin peşine takılmaya cesaret bulabilir
mi? bana maval okuma!�

ahmet�e döndü sonra :
� - utanmıyor musun ulan tek başına gelen bir kızın peşine takılmaya? şunlara bak
okuyacaklar da adam olacaklar şu vaziyetleriyle! söyle bakayım sen kimin çocuğusun?�
tekrar sabiha�ya döndü:
� - biraz sonra babanı göreceÄŸim… anlatacağım olup bitenleri. kızınız baÄŸ yollarından arkasında bir kırıkla buraya geliyor diyeceÄŸim! namussuz seni! bir de utanmadan konuÅŸuyorsun benim karşımda! � dedi.
ahmet konuÅŸmalar devam ederken koÅŸar adımlarla oradan uzaklaÅŸtı… tek bir cevap dahi verememiÅŸti. bekçinin sözleri onu da oldukça etkilemiÅŸti?
sabiha bekçinin söyledikleriyle endiÅŸeye kapılmıştı. zihninden geçen bir yığın soruya cevap arıyordu! İşin içinden nasıl çıkacaktı? bekçi gerçekleri çarpıttığı gibi, kendisine konuÅŸma fırsatı dahi vermemiÅŸti! aksine bir suçlamayla karşı karşıya kalmıştı! �bor gibi küçük bir ilçede bekçi kendi kafasındaki suçlamaları aleyhimde birkaç kiÅŸiye anlatsa benim hayatımı karartmaya yeter…� diyordu içinden!
baÄŸ evine gelmiÅŸti. kapıya bir kaç kez vurdu… sonra :
�- anne!.. anne!..� diye bağırdı.
ses gelmeyince yandaki iri bir taşın altına baktı. dış kapının anahtarı oradaydı…
İçinden � İyi ki annemler daha gelmemiÅŸler…� dedi. kapıyı açtı ve arkasına bir taÅŸ koydu.
sonra bağ evinin anahtarını da her zaman koydukları yerden aldı. kapıyı açtı! İçeriye girdi.
karşısındaki raf üzerinde bulunan �folidol� isimli elma kurdu zehiri birden dikkatini çekmişti!
çantasını bir kenara attı. zehir kutusunu eline aldı. çantasından bir kağıt çıkararak bir şeyler yazdı. sonra zehir kutusunun kapağını açarak birkaç yudum içti! çok geçmeden olduğu yere yığıla kalmıştı
çekirge sesleri her zaman olduÄŸu gibi çevreyi kuÅŸatmaya devam ediyordu…
bir saat sonra dış kapı vuruluyordu. annesi ve babası gelmişlerdi. annesi :
� sabiha�mız gelmiÅŸ…� dedi kocasına! biraz beklediler kapının açılmasını.ses gelmeyince babası öfkeli bir biçimde biraz daha kuvvetli yumruklamaya baÅŸladı kapıyı :
�- sabiha… sabiha! neredesin… aç kapıyı? �
tahammül güçleri kalmamıştı… kapıyı zorlayarak ittiler arkadaki taÅŸla birlikte… eÅŸekleriyle içeriye girdiler… kedileri acı acı miyavlıyordu… İç kapı açıktı ve sabiha ortada yatıyordu. aÄŸzında köpükler vardı… kenarda aÄŸzı açık duran bir elma kurdu zehiri… önünde defter, yanında kalem bulunan bir kağıt parçası vardı. üzerinde ise ÅŸunlar yazılıydı :
�-çok kıymetli anneciÄŸim ve babacığım, hayatım boyunca korkuyla yaÅŸadım… sizi su ana kadar üzdüysem beni affedin! arkamdan herhangi bir suçlama olursa inanmayın! ben suçsuzum! öğretmenlerimi ve arkadaÅŸlarımı çok seviyorum… bir kiÅŸi hariç. o ise, benim hayatımı kararttı!
annesi ve babası gözyaşlarını tutamadılar! belki ölmemiştir diye eşeklerinin üzerine onu yüzükoyun yatırarak şehir merkezine götürdüler! feryatları dayanılacak gibi değildi!.
babası :
�İnÅŸallah kızımız ölmemiÅŸtir…� diyordu hanımına.
…………
hastanede acil serviste kontrolden geçirildi! doktorlar :
sabiha için � iki saat önce ölmüş …� dediler.
çevrede bilinmeyen sınıf arkadaşının aşkı, gizli kalan bekçinin suçlamaları ve ortaokul ikinci sınıf öğrencisi sabiha�nın sona eren hayatı yönünde yorumlar yapıldı! arkasından okunan yüksek notları arkadaşlarına ve öğretmenlerine hüzünlü anlar yaşatırken, sınıfında boş kalan yeri asla doldurulamadı.
çekirge seslerinin yankılandığı sokaklardaki acı hatıralar gibi mevsimlerin ibresi kışları
gösterirken damlarını örten beyaz hüzünler yine onların önlerine serilecekti.

acılar karla kaplanırken sadece damlar, kar küreği ve kırık bir merdiven olmayacaktı sabiha�yı anlatan

alıntıdır..

Üzeyir Lokman ÇAYCI

cok sevmiÅŸtim

Posted by PearL | Sevgi ve AÅŸk | Cuma 27 Haziran 2008 00:57

tesaduf eseri tanıstık bi arkadasım tenefuste onu bana gösterdi
arkadasımın adı gizem bak dedi iki gundur bakıyorum bu cocuga oda
bana bakıo sonra baktım cocugun adı taha taha ona deil bana bakıyomus
cok sasırdım kendimi cok kötü hissettim ne yapcagımı sasırdım
kendimi suclu hissetmiştim sonra bana ilkay gidip ondna hoslandıgımı sole
dedi ben gittim gitmek zorundyadım arkadasım sonucta gizem senden hoslanıyomus
dedim aslında benimde ona karsı bişey hissettigim olmustu oda ben onu deil
seni istiyorum dedi sasırmıstım ordan hemen gittim ve gizeme istemiyomus dedim
öbur gun taha bana teklif etti ben hyr dedim kimseye solemedim bole bi teklif
odlguunu soyleyemedim sonra bir hafta gecti herkes tahanın bana baktıgını farketmişti
artık okulun ortasında bana teklif etti herkes bana baktı cok utanmıstım
biyandna gizeme biyandan ona baktım sonra bilmiyorum dedim
bir hafta daha dusundum ve sonra eet dedim cok mutluyduk ikimisde birbirimisi
cok seviyoduk butun okul sahittti askımısa onsuz asla olamasdım oda bensiz
8 ay cıktık eet cıktık diorum cunku bitti bigun onla biism bi bankımıs vardı okulda
hep orda bulusrduk bigun erken gittim oglen vakti baktımki iki kişi sarılmıs
orda oturuyor sasırdım eet o tahaydı baktım inanamadım sonra taha dedim ikiside arkasını
döndü biri gizem biri taha kaldım olece sonra yavas yavas arkadaslarımın yanına cıktım
hiç kimseye bişey diyemedim taha kosa kosa geldi yalvarırcsına askım dedi tokat attım
eet bakmaya kıyamadıgım gusel göslüme tokat attım ama içim yanıyodu
sonra ikisiylede kosnumadım 2 ay konusmadım tahayla cok konusmaya calıstı bigun
kantinde herkeisn içinde kolumdan tuttu ve bana beni en cok öldüren ne bişiyomusun dedi
bende ne dercesine baktım suratına ilkdefa yüsünü orda gördüm senin bu ssumaların dedi
git dedim sadece git seni seviyorum affet beni die bagırdı sustum gine gittim 6 ay ayrı kaldık
o 6 ay içinde ikimisde kimseyle cıkmadık deli gi,bi sevdik birbirimisi
ama benim gurruum el evrmedi yapamadım bigun o bisim ewin önune geldi
beni cagırdı gitmedim orda uyudu aglaya aglaya uyudu bende perddnin arkasından baktım
simdi benimle yeniden baslamak istiyo ben gine susuyorum ne yapacagımı bilmiyorum ama onu köpek gibide
seviyorum galiba eet dicem cunku onsuz yapamıyorum burdna ders almanıs gereken
hiç bi zaman arkadaslarınısla sevgilinisi tansıtırmayın tanıstırcaksanısda samimi olmalarına izin vermeyin
yoksa benim gibi olursunus..!!!

alıntıdır..

UNUTULMUÅž AÅžKLARA

Posted by PearL | Sevgi ve AÅŸk | Cuma 27 Haziran 2008 00:56

Dün gece yine seni gördüm rüyamda.Bir yabancı gibiydin sanki.Yine gözlerin değdi kalbime.Ama kirpiklerin oksamadı eskisi gibi.
Eskisi kadar güleç değildi yüzün.Sessiz gülüşlerin yoktu yüzünün çizgilerinde.Hangi rüzgar çaldı tebessümlerini.Yabancı mıydı sen mi anlayamadım.Sarılmak istedim koşup ama yüzüne bile bakamadım.Ne sen eskisi kadar çok seviyordun beni ne de ben eskisi kadar cesurdum.Boynuna atlayamadım.Önümden geçip gittin öylece.Rüyalar tersine mi çıkar yoksa gerçek midir bilmiyorum.Gerçekten şimdi karşılaşsak şimdi görsen beni koşup sarılmaz mısın bana.Hayat seni gerçekten degiştirdimi.gercekten yabancı mısın artık .Bir daha hiç dokunmayacak mı kirpiklerin bakıslarınla kalbıme.Bir daha hiç sevgi dolu bakamayacak mısın.Sana kızıyorum ama galiba artık bende bakamam gözlerine sevgi dolu.Ne göturdu bılmıyorum ama seni benden alıp göturduler.Kim suclu.Suclu yok askta suclu olmaz.Bir terkeden bir de terkedilen.Zoruma giden de bu ya.Ne sen beni terkettin ne de ben seni.İsmin hala kalbimde dans ediyor.Gözlerini hiç unutmadım.Gercekten merak adiyorum.Gözlerin de degıstımı.aslında gözlerını de degıldegozlerının cumlelerını.harfler hala aynı mı dokuluyor dıye.
senden tek istedigim eger bir gun karsılasırsak bir yabancı gibi çekip gitme.Çünkü ben gitmeyeceÄŸim.Ve belki haykırmasam da içimden seni seviyorum diyecegim.Tıpkı ÅŸimdiki gibi SENİ SEVİYORUM………………

alıntıdır..

canımdın

Posted by PearL | Sevgi ve AÅŸk | Cuma 27 Haziran 2008 00:55

İsanlar bazen hata yapabilir bazen isteyerek bazen istemeyerek iÅŸte ben o hatayı yaptım ama ne yapim çok sevdim hikayem böyle ben 30 aÄŸustosta iÅŸe gitmedim bi mobilya magazasına girdim arkadaşıma iÅŸ arıyorduk belki laman arıyorlardır dedeik ve girdik içeri 2 genç adam oturuyordu içerde önce kendimizi tanıttık ve iÅŸ aradığımızı söyledik neyse laf lafı açta ve yaklaşık 4 saat otuduk hep ben konuÅŸuyordum arkadaşım hiç konuÅŸmuyordu ikisinide bilmiÅŸligimle büyüledim eh birazda güzelim. arkadaşımın deneyimi yok diye iÅŸe almadılar ama biz çok iyi anlaÅŸtık biri oranın patronuydu adı kene diÄŸeri ahmet ikiside evli ama çok ÅŸekerlerdi nyse ahmetle bayağı samimi oldum hatta numaramı verdim kısa zamanda dost olduk ben ondan etkilenmeye baÅŸlamıştım çünkü o kadar iyi okadar dürüstüki. önceden çıktıgı bir kız varmış hm ondan bahsederdi evliyken tabi kızı çok kıskanırdım günler geçtikçe ondan bahsetmez olmuÅŸtu. ve hep benle ilgileniyordu tam istediÄŸim kiÅŸilige sahipti belki biraz büyüktü ama (otuz yaşında) bu beni hiç ilgilendirmiyodu evli olması bile en sonunda açıldık birbirimize ama böyle biÅŸeyin doÄŸru olmadığını biliyorduk kısa bi süre görüşmedik daha sonra aradı beni buluÅŸtuk ama son bi kez olacaktı çünkü öyle anlaÅŸtık ama hiç umdugumuz gibi olmadı ben ona sanırım baÄŸlanmıştım artık ayrımayı düşünmüyor deliler gibi eÄŸleniyorduk sabahımakÅŸamım o olmuÅŸtu onsuz düşünemiyordum evet sonumuz yoktu ama benim umrumda bile deÄŸildi tek düşündüğüm ahmetti ve ben onu çok seviyordum aynı ÅŸekilde oda beni günler haftalar geçiyo birbirimize daha çok baÄŸlanıyorduk hergün buluÅŸuyorduk beni koruyordu akÅŸamı iple çekiyordumonu hep görmek istiyordum beni kuznleriyle taniÅŸtırdı artık hep birlikte geziyorduk ve sevgileri. bir gün ayarladık bulaÅŸacaktık ve piknik yapacaktık iÅŸte o gün olan oldu ayrıldık ilk baÅŸlarda çok güzeldi ama akÅŸam üzeri herÅŸey çok kötü oldu bi mesaj herÅŸeyi bitirdi beni dinlenedi bile arkadaşım bana aÅŸk mesajları yollamıştı ama ben onları silmemiÅŸtim onu aldattğımı düşündü ama onu aldatmak benim aklımın ucundan bile geçmiyordu beni suçladı ve ayrıldık ondan sonra bi kaç kez görüştük dost gibi ama ben dayanamıyordum çünkü onu çok seviyordum tam bitirelim bidaha görüşmeyelim dedim tamam dedi ya bu nasıl olabilirdi küçüçük bi meaj bu kadar güzel bi iliÅŸkiyi nasıl biterebilirdi daha sonra bidaha onu görmedim ÅŸuan aradan 1 yıl geçti ve hayatıma kimse girmedi bu arda ben bekarım. onu hala unutamadım ve unutmayada niyetim yok bir gün bana geri dönmesini ümit ediyorum… çünkü hiç kimseyle yaÅŸmadıklarımı onunla yaÅŸadım o benim imkansızımdı ama bu benim umrumda bile deÄŸildi. seni seviyorum imkansızım

alıntıdır..

AÅŸk Sevmekse Sevmek Nedir?

Posted by PearL | Sevgi ve AÅŸk | Cuma 27 Haziran 2008 00:53

Dün gece yine seni düşündüm
her zaman ki gibi
geçtiğimiz yaz aylarını düşündüm
hasretin sevginle birleşti gözyaşı olarak döndü bana.
Sensizliğine bürünmüş dünyamda
kendi egemenliğimi kurmaya çalışıyordum
tam kendim için bir şeyler yapacaktım ki
tekrar geldi hiç gözümün önünden gitmeyen
gözlerin.

Sandığın içinden fotoğraflarımızı buldum
sanki sensizliği tadacakmışım gibi sarılmışım sana
yüzüm gülüyor. Mutluyum!
Artık dayanamıyorum sensizliğe.
Acı veriyor fotoğraflarınla yaşamak bana
belki de aşkımızın kayan bir yıldız kadar.
Çabuk parlayıp söndüğünü bilmek yıpratıyor bedenimi
artık ben eski ben değilim. Mutlu olamıyorum eskisi gibi
bedenim susuz kaldı ne kadar içsem de daha kalacak.
Çünkü ben suya değil benim için daha da önemli olan sana,
senin sevgine susadım. Tam sevdanın rengini bulmuştum ki
gökteki yıldızımız kaydı. İlişkimizin başladığı gün bir fidan
dikmiştik ve söz vermiştik birbirimize sevgi ile büyütecektik diye.
Şimdi o ağaca kim bakacak sevgisiz kalıp sonsuzun derinliğine mi
kapılacak benim gibi çünkü ben sensiz karanlığın içinde kaybolmuş
gibiyim tek ışığım sendin yok olup gittin.
Artık kendi içimde 4 mevsim kış yaşıyorum çünkü yazım ve baharlarım beni
terk etti.
Bende artık yalnız içiyorum senin sevdiğin şarabı. Aynaları da kaldırdım
artık sevmiyorum onları.
Bana iyi bir yüz vermiyorlar baktığımda. Bahçemdeki kuşlar da sustu
artık aşkımızı şarkılara vurmuyorlar. Ne olur geri dön artık bebeğim
hayatımı artık siyah beyaz yaÅŸamak istemiyorum…

alıntıdır..

Aşk ve Çılgınlık

Posted by PearL | Sevgi ve AÅŸk | Cuma 27 Haziran 2008 00:53

Uzun zaman önce dünya yaratılmadan , insanlar dünyaya ayak basmadan önce iyi ve kötü huylar ne yapacaklarını bilmez vaziyette dolanıyorlarmış . Bir gün toplanmışlar ve her zamankinden daha fazla canları sıkkın oturuyorken SAFLIK ortaya bir fikir atmış “Neden saklambaç oynamıyoruz ?” ve hepsi bu fikri beÄŸenmiÅŸ , hemen çılgın ÇILGINLIK bağırmış “Ben ebe olmak istiyorum !” ve baÅŸka hiç kimse ÇILGINLIK’ı arayacak kadar çıldırmadığı için ÇILGINLIK bir aÄŸaca yaslanmış ve saymaya baÅŸlamış . 1,2,3,…

ÇILGINLIK saydıkça , İYİ HUYLAR’la KÖTÜ HUYLAR saklanacak yer aramışlar . ÅžEFKAT Ay’ın boynuzuna asılmış , İHANET çöp yığınının içine girmiÅŸ , SEVGİ bulutların arasına kıvrılmış , YALAN bir taşın altına saklanacağını söylemiÅŸ ama gölün dibine saklanmış . TUTKU Dünya’nın merkezine gitmiÅŸ , PARA HIRSI bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış ve ÇILGINLIK saymaya devam etmiÅŸ , 79, 80, 81, 82, 83…

AÅžK dışında bütün İYİ ve KÖTÜ HUYLAR o ana kadar zaten saklanmış , AÅžK kararsız olduÄŸu gibi nereye saklanacağını da bilmiyormuÅŸ … Bu bizi ÅŸaşırtmamalı , çünkü hepimiz aÅŸkı saklamanın ne kadar zor olduÄŸunu biliriz . ÇILGINLIK 95, 96, 97… ye gelmiÅŸ ve 100′e vardığı anda AÅžK sıçrayıp güllerin arasına girmiÅŸ ve saklanmış . Ve ÇILGINLIK bağırmış “Önüm , arkam , sağım , solum sobe , geliyorum” .

Arkasına döndüğünde ilk önce TEMBELLİK’i görmüş , o ayaktaymış çünkü saklanacak enerjisi yokmuÅŸ . Sonra ÅžEFKAT’i Ay’ın boynuzunda görmüş , ve İHANET’i çöplerin arasında , SEVGİ’yi bulutların arasında , YALAN’ı gölün dibinde ve TUTKU’yu Dünya’nın merkezinde … Hepsini birer birer bulmuÅŸ sadece biri hariç ! ÇILGINLIK umutsuzluÄŸa kapılmış , en son saklı kiÅŸiyi bulamamış , derken HASET ÇILGINLIK’ın kulağına fısıldamış :

“AÅžK’ı bulamıyorsun çünkü o güllerin arasında saklanıyor ”

ÇILGINLIK çatal ÅŸeklinde tahta bir sopa almış ve güllerin arasına çılgınca saplamış , saplamış , saplamış … Ta ki yürek burkan bir haykırma onu durdurana kadar … Ve haykırıştan sonra , AÅžK elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış . Parmaklarının arasından sicim gibi kan akıyormuÅŸ , gözlerinden . ÇILGINLIK , AÅžK’ı bulmak için , heyecandan AÅžK’ın gözlerini çatal sopa ile kör etmiÅŸ … “Ne yaptım ben ? Ne yaptım ben ?” diye bağırmış “Seni kör ettim , nasıl onarabilirim ?” AÅžK cevap vermiÅŸ ; “Gözlerimi geri veremezsin ama benim için birÅŸey yapmak istersen benim kılavuzum olabilirsin !”

alıntıdır..

Ödül mü Ceza mı?

Posted by PearL | Sevgi ve AÅŸk | Cuma 27 Haziran 2008 00:52

Sevgi aramıştım yıllarca. Kimsenin bulamayacağı, kimsenin sevemeyeceği boyutta. Zordu ve korkutan birşey vardı beni bu sevgi konusunda. Aşk biterdi; aşk aslında hiç büyük olamazdı biliyordum. Aşk elde edemeyince birini, birşeyi o zaman büyüktü, o zaman büyük olurdu. Çünkü gözlemiştim tüm insanlarda bunu. Hatta yaşamıştım çocukca; elde edemediğim birine en büyük aşkla bağlandığımı sanmıştım, nice yıllar sonra umduğum sevgiyi bulunca anlamıştım ki; yalanmış herşey. Hatta o çocukça aşkımın, en büyük sandığım aşkın elde edilmemesi beni inanılmaz mutlu etmişti. Büyük sandığım o aşk kesinlikle büyük değilmiş. Eşime aşk ve sevgi ile; ama öyle bir sevgi ki; umduğum gibi, düşlediğim bir boyutta, hiç çıkarsız bir sevgi değil, en önemlisi belki de kimsenin anlayamayacağı duygular vardı içimde ve Şebnem�in içinde.

Çocukken bile, hiç unutmam, belki unutmuşumdur da farkında olmadım hiç; hep aynı şeyi en az ayda bir kerecik yaptığım için her an; beş yaşındayken bile aynı şeyi yaptığımı anımsıyordum ya da anımsıyor gibi oluyordum. Aynanın karşısına geçerdim. Kendime bakardım. �Kimim ya ben, neyim? Nasıl ayakta dururum, nasıl nefes alırım? Gücüm nerden geliyor? Et parçacıkları nasıl canlı? Beynim nasıl düşünür? Yoksa ben yok muyum? Ölünce bu etler toprak olunca herşey bitemez. Peki düşüncelerim? Ya ruhum? O zaman herkesi, tüm sevdiklerimi çok özlemem mi?diye düşünürdüm.

Evet ya… Kimdim ben? Biri iÅŸte. Erdem! Bazen tüm dünyanın gözünün kendi üzerinde olduÄŸunu sanan; bazen tek kaldığını sanıp, yalnız kalan biri; ama çocukluktan gençliÄŸine; evlenene kadar hep büyük sevgiyi arayan, hep uman biri. Kimdim ben? Bazen kendini çok zeki sanan, bazen hiç de zeki bulmayan biri; ama sahip olduÄŸu akıl ve zeka ile umduÄŸu o sevgiyi arayan biri. Kimdim ben? Bazen Allah�ın sadece kendini izlediÄŸini sanan biri, bazen de Allah ın kendisini unuttuÄŸunu,, oralı bile olmadığını sanan biri; ama hep o büyük sevgiyi yürekten Allah�ından isteyen biri.
O kadar çok istenmiÅŸti ki bu sevgi; öylesine büyük bir sevgi; bulundu, verildi, geld ki; kime anlatsaydım nafle, anlayamazdı… Ama çok büyük bir sevgi. Öyle büyük ki; ödül mü, ceza mı diye tartıştığım anlar oldu. Öyle büyük ve insanın içine iÅŸleyen bir sevgi ki; ana sevgisini, baba sevgisini, kardeÅŸ sevgisini birleÅŸtirin, bir de hiç bilmediÄŸiniz eklentiler yapın ona; tarifi zor mükemmel eklentiler, sonra yürürken, iÅŸ yaparken, düşünürken hatta inanın uyurken akılda olan bir sevgi. Siz yorum yapın, cevap bulun bu sevgi ödül ya da ceza diye, evet ya da hayır diye net bir cevap bulun; ben hala tartışayım içimde bu sevgi ödül ya da ceza diye. Aslında bendeki cevabı da saklıydı bu sorunun. YaÅŸananlara göre ödül ya da ceza olan birÅŸey.
Çektiğim acıyı hiç umursamadım. Böyle büyük bir sevgi elde edilmişse acı da arasıra olmalıydı. Herşeye tahammül mümkün, haksızlık olmasın tek. Sanki o sevgi bulunana kadar birşey yaşanmamıştı hayatta zevkli. Ya da o sevgi arayışı öylesine örtmüştüyki tüm zevkli şeylerin üstünü; sevgi bulununca kalktı örten o garip örtü hayatın tatlarını. Evet Şebnem girince hayatıma; hiç girmesine ihtimal vermeyeceğim bir yolla, bir günde; herşey değişti. Ben hep düşünmüştüm; � böyle bir bulunması zor sevgi umdukça ben, bulamam, bulsam bile; bu değil derim�. Ama hiç düşünmeden o an ve sonra �bu sevgi o sevgi, bu insan Şebnem� demiştim. Sonrası malum duygusal şeyler, hayat zorlukları, anlık şok mutluluklar, bulunan sevginin verdiği büyük mutluluk.
Hep düşündüm; kimse sevdiğini, eşini bu kadar sevemez diye. Dışarda gezerken; bir alışveriş merkezinde mesela; bir tost yemeye paramız yokken, birbirimize bakar gülerdik �ilerde bunlar komik gelecek, bu zorluklar bize mutluluk verecek ilerde� derdik. Hatta üç beş ay işsiz kaldığım bile oldu; aşkım şebnemim ona bile mutlu olacak birşey bulmuştu. Yani zorluklar, yani yaşadığımız problemler değil bizi yıldırması; sadistçe mutluluklar veriyordu bize. Gariptik biz ama iyi garipler, farklıydık ama herkesten çok daha mutlu. Bir eşim vardı; ama emindim, en mükemmel insan diye.
Arada abarttım galiba sevgimi. Biraz da zengin olmuştuk iki tecrübeli bilgisayar mühendisi olarak. Ve diğer insanlara benzediğimiz bir nokta tespit etmiştim; benzememiz gereken. Geçmiş hep daha mükemmel geliyordu, nedense daha mutluluk verici. Bence bu olmamalıydı. Bence bu tüm insanlarda vardı ama; bence olmaması gereken birşeydi. Ve bir şeye daha emindim geçmişin mutluluk vermesi tepe noktaya ulaşırsa hayatın zevk vermesi, yaşama arzusu biterdi insanların, insalığın. Bunu zaten ispatlayacağım size ilerde.
Ne demiştim? Sevgimi abarttım biraz. Öyle an oldu; kesinlikle Şebnem�i herkesten çok sevdim, kendimden bile.
Pek bir ÅŸey istemezdi Åžebnem benden. Belki de isteyemezdi. Çünkü aklından geçecek olsa dahi yapardım, ederdim, alırdım. Düşünülmesin ki ne güzel. Demek ki deÄŸilmiÅŸ. Bir insan düşünün; ne istiyorsa olsun. Bir insan düşünün diÄŸer ÅŸeyleri ve sevdiÄŸi, sevmek istediÄŸi insanı herÅŸeyiyle elde etmiÅŸ, bir insan; herÅŸeyi var en önemlisi kendisini inanılmaz seven bir eÅŸi. N�oluyor sonunda? GeçmiÅŸte yaÅŸanan minik zorluklar daha mutluluk verici oluyor. BaÅŸka ne neler? HerÅŸey elde edilmiÅŸtir. Kendini seven insan da. Bir gizli, belki bilinmeyen bir mutsuzluk oluÅŸur yürekte insanı minik minik tırtıklayan. Bir hareket arzusu, bir deÄŸiÅŸiklik arzusu. Eee sonuçta bir de bakmışım birgün Åžebnem�in kalbinde deÄŸiÅŸik istekler. Birgün farketmiÅŸtim ki; Åžebnem�in kalbinde bir platonik aÅŸk. Çok kolaymış ya anlamak böyle bir durumu. Sarılması deÄŸiÅŸir karşındakinin sana; nefesini kesecek gibi sarılamaz artık. Çok kolay anlamak. Gözleri öyle anlatır ki ters birÅŸey, gizli birÅŸey var diye; istediÄŸin kadar zeki olma, istemediÄŸin kadar hislerin zayıf olsun; anlarsın, hissedersin. Öyle rahat anlarsınki; olması, yaÅŸanması gereken ÅŸeyler daha zayıf yaÅŸanır, karşındaki bir çift göz daha ürkek bakar sana, ses daha titrek…
Sordum; doÄŸruydu. Söyledi, anlattı; çünkü dürüsttük. O an anladım başından kaynar su dökülmesi deyimi ne demek tam anlamıyla. Sustum… BeÅŸ ay, altı ay, yedi ay sustum. Şükrüm olayın sadece beyinden geçen üç beÅŸ aylık bir fırtına olmasına idi; şükrüm o düşünceyi tek bir insanın dahi bilmemeseydi. Sustum; yedi ay, sekiz ay…
Kimseyi suçlamamıştım. Bendeydi hata; hiç bir insan bu kadar sevilmemeliydi anneden baÅŸka, belki bir de kardeÅŸ ve babadan baÅŸka diye düşündüm. Sustum; kızmadım hiç, bir insana bu kadar deÄŸer verilmemliydim diye düşündüğüm oldu. Bir insan düşünün; ruh, hayalet gibi, düşünce sınırları daralmış… Ceset gibi dolaÅŸtım susarken sekiz, dokuz, on ay…
Canım Åžebnem�im, sevdiÄŸim Åžebnem�im… Öyle asildiyki hala; sadece gözlerime bakmadan özür diledi. Minicik bir özür, ama ürkek ve titrek bir özür. Ve asla benden af dilemedi; affedilmeyi haketmediÄŸini düşünüyordu. Benim de içimi tırmalayan � Çivi çıkar ama izi kalır�, �O kalpten bir an bile çıkmışsak bir daha girilmesi eskisinden daha zor� sözleri vardı.
Sustum on ay, onbir ay. Anlamıştım; sevmek ondan baÅŸkasını imkansız. Ve bir gece uyuduÄŸumu sandığı bir anda; gayri ihtiyari; bir baÅŸka odada, karanlıkta Allah�a haykırışına tanık oldum. İnanılmaz içten, inanılmaz yürek parçalayıcı. İnanılmaz piÅŸman, inanılmaz teslimiyetçi. Öyle bir yakarışki; öyle bir dua ki; o an Allah bu duayı nasıl kabul etmez diye düşündüm. Öyle kısılmışki hıçkırıkları ses çıkmasın diye; bir serbest bırakılsa o kısıtlamalar; hıçkırıklar ne kadar insanı derbeder eder bilmem. O an düşündüm üç saniyede hızlıca herÅŸeyi; elktrik hızında, düşünce hızında hatta tabiki düşündüm.Her insan hata yapabilirdi. Ben de, O da. Ki hata deÄŸildi bile desem yeriydi. İnsan düşüncesi bu ve insanın zayıf nefsi. Tek hatası dürüstçe sorulana cevap vermesiydi. O an anladım tekrar hep O�nu sevdim; aslında O da hep beni sevdi. DemiÅŸtim ya çok ilgi, sürekli sevgi bunaltmıştı. Bir insan; karşımda; karşımda olduÄŸunu bilmeden içi paramparça; Allah�ına sığınmış. Gittim yanına… Karşısına; mehtap ışığıyla yarım yamalak görünen yüzü. Sustu, hıçkırıklarını yuttu o an. Sustum… Öyle bir sarıldımki o an; onbir ay sarılmadıklarımı da telafi ettim. Sustum; affettim bile demedim. Sustu affet demedi. Sabaha kadar sarılıp sımsıkı uyduk. Sevgimiz için söz verdik; her zaman heryerde; dünyada, ahirette diye. Bir baktık arkamıza; bize acı çektiren o onbir ay yaÅŸanması gereken birÅŸeymiÅŸ. Ki sevgimizin gerçek manasını çözebilmemiz için. GerekliymiÅŸ; birbirimizi ezbere sevmememiz için. Ve anladımki; Allah bana verdiÄŸi bu sevgiyi bize kötü görünen bir olayla pekiÅŸtirdi, perçinledi.
Sizin için adını koymuÅŸtum bu sevginin zaten; �Umulan Bulunan Sevgi� diye…
Umulan bulunan sevgi müthişti. Ve artık inanın geçmiştekiler; yaşadığımız andan daha çok mutluluk verici değildi. Hatta bazen �umulan bulunan� sevginin adını değiştirip �En Büyük Sevgi� yapmayı bile düşündüm; �Bahşedilen Sevgi� bahşedilene kadar..
Evet ya…�BahÅŸedilen Sevgi� ne?… BahÅŸedilen sevgi rahmetle gelen, verilen sevgi, en büyük sevgi, hayatı perçinleyen sevgi, tüm sevgilerden daha büyük sevgi; Allah�ın bahÅŸettiÄŸi sevdi! Evlat sevgisi. Evet… OÄŸlumuz Emre�yi Allah bahÅŸetmiÅŸti bize. Ne anlatsam boÅŸ. Nasıl tarif etsem bilemem. Öyle mutluyduk, öyle kalbimiz sevgi ve merhametle doluydu ki Emre için anlatamam…
Yine tatlı zorluklar, esirgenen bir evlat öyle bir mutluluk tarifi imkansız. Bazen duygusallığımdan � Ya allah geri alırsa benden Emre�mi� diye düşünüp onlarca kere saçma sapan, gizli ağladığım olmuştu.
OÄŸlum bayağı büyümüştü. Dört yaşına gelmiÅŸti. KoÅŸuyorduk, top oynuyorduk. Birbirimize sarılıp yatıyorduk. Benden birÅŸeyler istiyordu arasıra annesinin kibarlığında, annesinin ve benim duygusallığımla. Altın sarı saçlı oÄŸlum, kumral yumuÅŸacık teni; koyu yeÅŸil gözleri…
Gün içinde özlerdim. Bazen yaşadıklarımı düşünürdüm. Şükrederdim. Artık �Bahşedilen Sevgi� miz vardı ortak hayatımızda. Bir �baba� kelimesini duymak nelere bedelmiş. Düşünürdüm saçma bir şekilde; � Ya eşim Şebnem ölse ben ne yaparım; oğlum ne yapar?� Öyle üzerdiki bu düşünceler; eşimin ya da oğlumun ölme düşünceleri beni. Oğlum olduktan sonra üç dört senede eminim ki sadece bu düşüncelerin verdiği acıyla saçlarım beyazlaşmaya başlamıştı yavaş yavaş
Duygusal olmam hep düşünmem çok kötü bir ÅŸeydi. Ve artık kendime itiraf ediyordum. � BahÅŸedilen Sevgi� yi �Umulan Bulunan� sevgiden daha çok seviyorum diye. Bunu kimse de yadırgayamazdı. Hayatım sanki oÄŸluma feda edilmiÅŸ; O�nun üzüntü çekmemesi için, zorluk görmemesi için harcanmalıydı. Öyle de yapıyordum zaten. Bir sevgi; tarifi imkansız. Öyle seviyordum ki oÄŸlumu eÅŸimin veya oÄŸlumun tek tek ölüm düşüncelerine saplandığımda: �EÅŸim Åžebnem ölürse çok acı çekerim, hem de çok�, �OÄŸlum Emre ölürse tarifi imkansız bir acı çekerim; evlat acısı�, �Ama eÅŸim ölürse oÄŸlum anasız kalır; büyüdüğünde belki anasını bile hatırlayamaz, kimse de O�na analık edemez, oÄŸlum öksüz kalır, oÄŸlum o acıyı çekmesin hiç, eÅŸim ölecekse birgün oÄŸlum periÅŸan olur, eÅŸim ölecekse ölmesin; oÄŸlum ölsün� diye düşünüyordum. İşte öyle bir garip sevgi. Acı çekeceÄŸine ölsün; ama ya biz?…
Belki de bir histi tüm düşüncelerim. Olacakların bir hissi. Birgün oğlum öldü. Daha hayatı paylaşmaya başlamamışken öldü �bahşedilen sevgim�. Evet! Sadece ve sadece beş basamaklı kahrolası bir merdivenden düştü ve öldü canımın içi. Doğduğuna nasıl inanamadıysam; öldüğüne o an asla. Dünya durdu o an. Merdiven ağladı; kapımız ağladı, evde üzerinde top oynadığı halıların hıçkırıkları geliyordu kulağıma. İnsanları duymuyordum gökyüzünün yere haykırmasından! Böğürür gibi ağlamasından. Trabzan ayağını kaldırıp kaldırıp merdiven basamağına vuruyordu hıçkıra hıçkıra. Ağaçlar duymuş bahçede Emre�nin öldüğünü. Rüzgara; fırtına ol, kasırga ol; sök bizi buradan; oraya savur, Emre�ye götür demişler. Evin duvarları ağlıyordu. Merdiven bakamıyordu bana! Herşey ağlıyordu; insanları duymuyordum! Görmüyordum! Biliyordum Şebnem de orda; ama görmüyordum! Biliyordum; rüya da değildi! Ama kimse mi yoktu; ben mi görüp duymuyordum bilmiyordum. Toprak ağlıyordu; Emre�yi ben almam diye. Otlar ağllıyordu, biz onun toprağının üzerinde yaşamayız diye; ben ne yapıyordum bilmiyordum. Nice sonra farkettim; saatler geçmişti galiba; Emre�mi kucaklamış sarmışım hastanede; kimseye vermiyorum artık. Bakıyorum; birşeyler var etrafımda, birileri, ama onları görecek şekilde bakamıyordum. Şebnem ağlayamıyor, annem ağlayamıyor, kız kardeşim ağlayamıyor, abim ağlayamıyor; nasıl bir görüntüm var bilmiyorum; ama korkuyorlar benden ağlayamıyorlar.
İşte size şimdi ispatlıyorum satırlar önce dediğim şeyi: �Geçmişte yaşananların mutluluk vermesi, geçmiş zamandaki mutluluk tepe noktaya ulaşırsa hayat durur� Durmuştu da. Matematik bile sapıtmıştı. Onbeş günde saçlarımın bembeyaz olmasıyla kimya afallamıştı, biyoloji �benim suçum değil� demişti.
Sevgi ödül mü? Ceza mı? Siz tartışa durun; ben bu ayrılık molasının bitmesini bekliyorum oÄŸluma bir an önce gidebilmek için… Åžebnem�i sormayın bana. Mutlaka yakınlarımda, çok yakınımda bir yerdedir.

HOÅžCAKALIN,
Erdem

alıntıdır..

Sonraki Sayfa »
site ekle - Toplist

Kiþisel


Zirve100 Site ekle