İstanbul’u Dinliyorum

Posted by PearL | En Güzel Şiirler | Çarşamba 21 Mayıs 2008 05:26

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor derken
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık;
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı,
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular,
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Başında eski alemlerin sarhoşluğu,
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı
Dinmiş lodosların uğultusu içinde.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan.
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde.
Alnın sıcak mı, değil mi bilmiyorum;
Dudakların ıslak mı değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.

Orhan Veli Kanık

Hayal Şehir

Posted by PearL | En Güzel Şiirler | Çarşamba 21 Mayıs 2008 05:04

Git bu mevsimde, gurub vakti, Cihangir’den bak!
Bir zaman kendini karşındaki rüyaya bırak!
Başkadır çünkü bu akşam bütün akşamlardan;
Güneşin vehmi saraylar yaratır camlardan;
O ilah isteyip eğlence hayalhanesine,
Çevirir camları birden peri kaşanesine.
Som ateşten bu saraylarla bütün karşı yaka
Benzer üç bin sene evvelki mutantan şarka.
Mestolup içtiği altın şarabın zevkinden
Elde bir kırmızı kaseyle ufuktan çekilen
Nice yüz bin senedir şarkın ışık mimarı
Böyle ma’mur eder ettikçe hayal Üsküdar’ı.
O ilahın bütün ilhamı fakat anidir; Bu ateşten yaratılmış yapılar fanidir;
Kaybolur hepsi de bir anda kararmakla batı.
Az sürer gerçi fakir Üsküdar’ın saltanatı;
Esef etmez güneşin şimdi neler yıktığına;
Serviler şehri dalar kendi iç aydınlığına,
Ezeli mağfiretin böyle bir ikliminde Altının göz boyamaz kalpı kadar halisi de.
Halkının hilkati her semtini bir cennet eden
Karşı sahilde karanlıkta kalan her tepeden,
Gece bir çok fıkara evlerinin lambaları
En sahih aynadan aksettiriyor Üsküdar’ı.

Yahya Kemal Beyatlı

Gidişin

Posted by PearL | En Güzel Şiirler | Çarşamba 21 Mayıs 2008 05:02

Gidişin ölümüydü umutlarımın
Güllerin yüreğimde can verişiydi
Ufkumda her akşam hüzünlü ve dalgın
Seninle batan ömrümün güneşiydi
Ardında bir İstanbul bıraktın öksüz
İçimde yokluğun ateşini yaktın
Karanlıklar ortasında güpegündüz
Yıkılmış dağılmış bir adam bıraktın
Gün, gün yaklaşan bir şey var; ölüm mü ne?
Değilse içimde bu ürperti neden!
Dolaşan kim benimle deli divane
Güzel olan herşeydi seninle giden
Şimdi bütün hayallerim yoksul kaldı
Gittin, BANA BU REZİL İSTANBUL KALDI

Ümit Yaşar Oğuzcan

Denizin Kentini Yaktım

Posted by PearL | En Güzel Şiirler | Çarşamba 21 Mayıs 2008 05:00

Vızıldayıp duran kafamın ortasında
Denizin kentini yaktım
Hurma şırıltılarıyla
Denizin kentini yaktım
Beni çocukluğumdan koparan
Denizin kentini yaktım
Bir kent kadın kabuklarından
Denizin kentini yaktım
Miras kalmış bir alevle
Denizin kentini yaktım
Veli ağaçlarla kalbi atan mermerle
Tanrıyı anarak kalbi atan
Cami sütunları boğdu
Sararmış gözyaşlarıyla
Kararmış denizin kentini
İstanbul ey sevgili şehir
Dön dön karadan gelen sesime
Son veren zaman yatırında
Denizden getirilen biçimine

Sezai Karakoç

Bahar Sarhoşluğu

Posted by PearL | En Güzel Şiirler | Çarşamba 21 Mayıs 2008 04:59

İlk sevgilinin gülüşüne benzer
Bir Nisan havası değil mi esen?
Zincirlere, kelepçelere inat,
Kanatlarımı açmak zamanıdır;
Allaha ısmarladık kaldırımlar.
Giyenler düşünsün dar elbiseyi,
Ölçülü sözü, hesaplı adımı
Ben kurtuldum kafeste kuş olmaktan;
Saltanat sürer gibi uçuyorum,
Erik ağacı gelin olduğu gün.
Hayranım bu şehrin bacalarına
İrili ufaklı hep bir ağızdan.
Nasıl derinden bu gökyüzüne doğru
Bir türkü söylüyorlar öyle sessiz!
Dumanın daim olsun güzel baca!
Yuvası saçakta kalan kırlangıç,
Yavrusu dallara emanet serçe,
Derken camiler üstünde güvercin
Minareler katından geçiyorum
Gökyüzü mahallesi İstanbul’un
Süt beyaz bir martıyım açıklarda
Gemilere ben yol gösteriyorum,
Buğday ve ilaç yüklü gemilere
Bir kanat vuruşta bulutlardayım;
Bir süzülüşte vatanım dalgalar!

Cahit Sıtkı Tarancı

Canım İstanbul

Posted by PearL | En Güzel Şiirler | Çarşamba 21 Mayıs 2008 04:58

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım…
İstanbul,
İstanbul…
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik…
Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat…
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet…
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul`da bul!
İstanbul,
İstanbul…
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar…
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir “Katibim”i…
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul…
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler…
Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar…
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul…

Necip Fazıl Kısakürek

Zamanda Yolculuk

Posted by PearL | Çocuk Hikayeleri | Perşembe 15 Mayıs 2008 05:40

Alaca karanlık Ay’ın ışığı ile birlikte koyu mavi gibi gözüküyordu.Ortalık sap sakindi.Şırıl şırıl akan ırmağın sesinden başka ses yoktu.Yaşlı meşenin gövdesi yosun ile kaplanmıştı.dallarından uzun uzun sarmaşıklar sarkıyordu.Şırıl şırıl akan ırmağın sesi bir şarkının nağmeleri gibi çıkıyordu.Irmağın içinde inci kadar beyaz,beyaz güneş ışınları saçan bir istiridye vardı.İstiridyenin içinde altın kaplamalı,güneş sarısı, rakamları Romence olan bir saat vardı.Bu saat durmuştu.Ama bu bildiğimiz saatlerden değildi.Geleceği gösteren bir saatti.Tarihi ve zamanı ayarladığımız güne götürürdü.

Bir saat sonra herkes telaş içinde bağırmaya,koşuşturmaya başlamıştı.O sesizlik bozulmuştu.Bunu nedeni havanın birden sıcaklaşmasıydı.Bütün hayvanlar bunalmıştı.Sanki hepsi kavrulacaktı.Bu karmaşa kral aslanın kükremesi ile son buldu.Kral aslan bu durum böyle ise gelecekte neler olacağını bilmesi gerekiyordu.Bir gurup hazırladı.Bu gurup o saat ile geleceğe gidecekti.Bu gurup ceylan,tavşan,sincap,geyik ve bir kaplandan oluşmaktaydı.Küçük Sevimli Balık’tan Gelecek Saatini istediler.Küçük Sevimli Balık ırmağın dibine dalıp biraz sonra geri geldi.Ve saati onlara verdi.Bu saati ilk defa kullanıyorlardı.Herkes çok heyecanlıydı.Hayvanlar zamanı ayarlayıp saate tutundular.Ve o anda sizce ne oldu dersiniz?İşte o anda Güneş’ten bile parlak bir ışık çıktı.Ve tüm hayvanlar gözlerini kapattı.Sanki bir enerji yükleniyordu.Hayvanlar gözlerini kapattıklarında karaltı görmeleri yerine bem beyaz bir şey görmüşlerdi.Gözlerini açtıklarında gözlerini iri iri açmışlardı çünkü hayvanlar ortalıkta yoktu.Sanırım geleceğe gitmişlerdi.

Gidecekleri zamana vardıklarında bir de ne görsünler! Hepsinin gözleri açılmıştı.hepsi şaşkınlık ve hayret içinde bakıyorlardı.Gördüklerine inanamıyorlardı.Ortalıkta hiç ağaç kalmamıştı.Bütün hayvanlar yerde ölü yatıyor,etraf çölleşmiş bir damla su yoktu.Büyük bir sorundu bu.Bunu tek çözümü suyu tutumlu kullanmaktı.İlerlediler.İlerledikçe susazdılar ve kavruldular.Başları dönmeye başlamıştı.Gölge yer bile yoktu,etraf çölden beter olmuştu.Sonunda önlerindeki tepeyi aştıklarında su depolarına varacaklardı.Suyun temel kaynağı buradaydı.Tepeyi aştılar ama bu gördükleri görüntü onlar için son olabilirdi.Tavşan,sincap,ceylan,geyik o görüntüyü görünce bayılıp yuvarlanmışlardı.Ayakta sadece kaplan kalmıştı.Diğer hayvanlar su depolarında su olmadıklarını görünce bayılmışlardı.evet su depolarında su kalmamıştı.Tabi bunlar sadece hayvanlar için değil insanlar içinde geçerliydi.Ama insanlar uzaya taşınacaklardı.Ama tüm insanlar taşınamayacağı için yeni bir uygarlık kurulması gerekiyordu.Acaba kahramanlarımız ölecekler miydi?Okuyunuz ve görünüz.Kaplan yeri kazmaya başlamıştı.Kazmıştı da kazmıştı.Bir saat kadar kazdıktan sonra uykuya dalmıştı.O uyurken kazdığı yer su ile dolmuştu.Kaplan uyandığı zaman diğerlerini ayıltıp az da olsa su içebilmişlerdi.Sularını içtikten sonra yollarına devam ettiler.Bir yirmi km yürüdükten sonra önlerine çıkan görüntüye baktıklarında hem gözleri iri iri açılmıştı, hem de ağızları açık kalmıştı.Etraf kip kirliydi.Sanki dünyadaki bütün çöpler buraya dökülmüş gibiydi.Etrafı sel basmıştı.Onlarca toprak erozyonu,deprem,kasırga olmuştu.Çevrede bir tane bile ağaç kalmamıştı.Bütün ağaçlar kesilmişti.Dereler,ırmaklar,denizler ve okyanuslar pislik kokuyordu.Nereye yürüsen çöpler seni tutuyordu.Hava o kadar pistiki kahramanlarımız nefes almakta çok fazla zorluk çekiyorlardı.Bunun tek çözüm yolu ağaç dikmek,yerlere çöp atmamak ve fazla teknoloji kullanmamak birazda insan ve hayvan gücünden yararlanmak geçiyordu.İşte kahramanlarımız bu sorunun da çözüm yolunu bulmuştu.Kahramanlarımız daha fazla kirli havaya dayanamayıp evlerine geri dönmek için zamanı geri sarıp evlerine döndüler.
Evlerine diğer hayvanlara başlarından geçenleri anlattılar.Hayvanlar onları heyecan ve can kulağı ile dinlediler.Hikayeleri bittiği zaman yerleri çöpleri toplamaya,ağaç dikmeye ve suyu tutumlu kullanmaya başladılar.Ve hep mutlu yaşadılar.

Evet hikayemiz bu kadar.Eğer sizde çözüm yollarını uygularsanız anlatıklarımız olmaz ve yeni bir uygarlığa gerek kalmaz.Ama eğer uygulamazsanız deprem,sel,toprak erezyonu ve kuraklık daha fazla olur ve yeni bir uygarlık kurmak zorunda kalırız.Umarım çözüm yollarını uygularsınız.

Kum Çulluğu

Posted by PearL | Çocuk Hikayeleri | Perşembe 15 Mayıs 2008 05:37

sahilde, yaşadığım yerin yakınında ona rastladığımda altı yaşında idi. altı mil uzaktan otomobilimle gelmiştim.
kumdan bir şato veya ona benzer birşey yapıyordu. gözleri gök kadar maviydi.
“merhaba” dedi. sadece başımı sallayarak cevap verdim. kendimi, bir çocukla uğraşacak kadar iyi hissetmiyordum.
“bir bina yapıyorum” dedi.
önem vermeden;
“görüyorum. nedir o?” diye sordum.
“bilmiyorum. sadece kuma dokunmak istiyorum.”
iyi bir fikir diye düşündüm ve ayakkabılarımı çıkardım. süzülerek, yakınımıza bir kum çulluğu kondu.
çocuk:
“neşe” dedi.
“ne?”.
“neşe: annem. kum çulluğu neşe getirir der.”
kuş, kayarak sahile doğru gitti. “elveda, neşe; merhaba hüzün.” diye kendi kendime mırıldandım ve dönüp yürümeğe başladım. etkilenmiştim: hayatın dengesini kaybetmiş gibi oldu.
vazgeçmeyecekti.
“isminiz ne?”
“seher” diye cevapladım.
“seher güler.”
“benim ki de nazan. altı yaşındayım.”
“memnun oldum nazan.”
kıkırdadı. “garipsin” dedi. sıkılmama rağmen bende güldüm ve yürümeme devam ettim.
müzik gibi ahenkli kıkırdaması peşimden yetişti. “tekrar gelin seher teyze. diye bağırdı. “birlikte, başka mesut birgün daha geçiririz.”
bir sabah ellerimi bulaşık suyundan çıkardığımda, güneş pırıl pırıldı. ceketimi kaparken, kendi kendime, “bir kum çulluğu na ihtiyacım var” diyordum.
sahilin hiç değişmeyen huzuru beni bekliyordu. esinti ürperticiydi. fakat ihtiyacım olan sessizliği bulabilmek için yürüdüm. çocuğu unutmuştum. birdenbire karşımda görünce şaşırdım.
“merhaba seher teyze.”dedi. “oynamak ister misiniz?”
huzursuzluğun verdiği bir kıvranışla, “ne oynamayı düşünüyorsun.” diye sordum.
“bilmiyorum. siz söyleyin.”
alaylı bir tavırla, “bilmece oyununa ne dersin?” diye sordum.
bir kahkaha atarak “ne olduğunu bilmiyorum ki.” dedi.
yüzünün güzelliği dikkatimi çekti ve “o halde sadece yürüyelim.” dedim.
“nerede oturuyorsun?”
eliyle, bir dizi yazlık kulübeyi göstererek,
“orada” cevabını verdi. kışın, o kulübelerde oturulması bana biraz garip geldi.
“hangi okula gidiyorsun?”
“okula gitmiyorum. annem tatilde olduğumuzu söylüyor.”
kumsalda dolaşırken, çocukça bazı şeyler anlatıyordu. fakat benim aklımda başka konular vardı. eve gitmek üzere ayrılırken nazan bana “mesut bir günden söz etmişti. hislerim şaşılacak derecede güzeldi. gülümsedim ve ona hak verdim.
üç hafta sonra, bozguna uğramağa başladığım bir sırada kendimi sahile attım. nazanı selamlayacak durumda dahi değildim. annesini kulübenin önünde gördüm ve aklımdan, çocuğunu içeride tutmasını, rica etmek geçti.
nazan a yakalanınca, kaşlarımı çararak, “bak” dedim. “eğer, alınmazsan bugün yalnız kalmak istiyorum.” birden nefesi kesildi ve solgunlaştı.
“neden?” diye sordu.
dönerek haykırdım; “çünkü annem öldü.” düşündüm; tanrım, neden küçücük bir çocuğa bunlardan bahsediyordum?”
“oh” dedi, hafif bir sesle. “öyleyse, bugün; kötü bir gün.”
“evet, dün de, ondan önceki gün de…ve çekil başımdan.”
“sizi incittim mi?”
“tabii incindim!” diye sözünü keserek uzaklaştım.
bir ay kadar sonra sahile gittiğimde orada değildi. kendimi suçlu hissederek, utanarak ve onu özlediğimi kabul ederek, kulübeye gittim ve kapıyı vurdum. saçları bal rengi ve asık yüzlü bir kadın kapıyı açtı.
“merhaba” dedim. “benim adım seher güler. bugün küçücük kızınızı göremedim ve nerede olduğunu sormak isterdim.”
“oh, evet, lütfen içeri buyrun.” dedi.
nazan sizden çok söz etti. korkarım sizi rahatsız etmesine izin verdim. sıkıntı verdi ise, özürümü kabul edin.”
“ne münasebet, çok sevimli bir çocuk” dedim.
birden söylediğim şeyin, bir incelikten çok gerçek olduğunu anlayarak, “nerede?,” diye sordum.
“nazan geçen hafta öldü, seher hanım. kan kanseri. belkide size söylemedi.
bütün vücudum hissizleşti, ellerimle bir iskemle aradım. nefesim kesildi.
“bu sahili çok seviyordu; onun için de gelmemizi istediğinde, ona hayır diyemedik. burada çok iyi görünüyordu. kendi deyimi ile çok mesut günler geçirdi. fakat geçen hafta birdenbire her şey tersine döndü..” durakladı. “size bir şey bıraktı. eğer bulabilirsem. ben arayana kadar biraz bekleyebilir misiniz?
aptal bir şekilde başımı salladım. bu sevimli kadına söyleyecek birşeyler bulmak için kendimi zorluyordum.
üzerinde, çocukca harflerle, seher yazılı, lekeli bir zarf uzattı.
içinde renkli kalemle çizilmiş, sarı kumsal, mavi deniz ve kahverengi kuştan oluşan bir resim, altında da dikkatle yazılmış şu cümle vardı.
kum çulluğu her zaman size neşe getirir.
sevmesini unutan kalbim, kapılarını ardına kadar açtı ve gözlerim yaşlarla doldu. nazanın annesini kollarımın arasına aldım. tekrar, tekrar “üzgünüm, üzgünüm” diyerek, birlikte ağladık.
bu kıymetli resim, şimdi çerçeveli olarak çalışma odamın duvarında asılı. altı sözcük, hayatının her yılı için bir kelime, bana his düzenini, cesareti ve karşılık istemeksizin sevmeyi anlatıyor.
deniz gibi mavi gözlü, kumsal gibi sarı saçlı küçük çocuğun armağanı bana sevgiyi bağışladı.

Ağaç`ı Kazımak

Posted by PearL | Çocuk Hikayeleri | Perşembe 15 Mayıs 2008 05:36

Oğlum ”Bak bu ağaç büyük,uzaktan görülecek bir büyüklükte ismimi kazıya bilirim”.
Arkadaşı “Tamam,ben hemen şu sağda duran masanın yanındaki çam ağacını görüyor
musun,oraya gidiyorum.İnsanların ordan rahatça görebileceği şekilde büyük yazarsın,ben
sana söylerim”.”İyi fikir,ben başlıyorum”.Elindeki bıçakla büyükçe harflerle ismini kazımaya
başlamıştı.
Yirmi dakika sonra
Arkadaşı seslenir “Bitti mi?”.”Evet bitti”.”Çekil bi de göreyim.Oo harikasın çok güzel
görünüyor.”Arkadaşı oğlumun yanına koşar.”Bıçağı tutarmısın?Bende bakmak
istiyorum”.Bakar ve geri gelir.”Gerçekten güzel olmuş.Herkesin görebileceği şekilde
kazımışım.”Gururla söyler.Beni görürler ”Baban geliyor.” İkisininde içi birden korkuyla dolar.
“Merhaba çocuklar nasılsınız?Oğlum gel arabadan içecekleri getirelim.”Çocukların yüzündeki
kızarıklığı görünce,arkalarında birşey sakladıkları hissi ile “Arkanıza ne var öyle?” “Hiç baba
,sadece yaslanıyorduk.”Bir çırpıda konuşurarak.”Tamam ben geliyorum baba.”“Siz arkanızda
birşey saklıyorsunuz.”Oğlumun omuzlarından dostça tutup,onu ağacın önünden
çekince,arkadaşıda çekilir.”Hadi içecekleri almaya gidiyoruz.”Ben arkadan giderken onlar
fısıldaşıyorlardı.”Baban hiç kızmadı.Yaşasın.Belki oda beğenmiştir.” ”Sanmıyorum yüzünü
görmedin mi?Görüdükten sonra üzülmüştü,babam eğer birşeye çok kızarsa konuşmaz.Buna
da birşey demediğine göre çok kızmış olmalı.Şimdi benimde canım sıkıldı.”
Yolda giderken çocukluğumda ki bir hadiseyi tekrar hatırlamıştım.
Buraya,hafta sonları veya tatillerde ayda birkaç kez gelirdik.Piknik sahası küçüklüğümden bu
yana daha da güzelleştirildi.Bazen ailemle bazen de arkadaşlarımla çok güzel vakitler
geçirirdik.Şimdi oğlumun ağacı kazıması bana birgün voleybol oynarken ki düşmüş olduğum
zor ve bir o kadar ders dolu olayı hatırlattı.Arkadaşlarımla geldiğimiz bir hafta sonu,voleybol
oynuyorduk.Okuldaki sıra arkadaşım topa sert vurmuş top benim arkama düştüğü için topu
almaya gitmiştim.Derenin yanında bulunan küçük bir kulübe vardı.Çevresi çitlerle
çevriliydi.Top hemen çitlerin yanına duruyordu.Kulübe yaşlı bir adama aitti ve bir köpeği
vardı.Herkes bu yaşlı adamın köpeğinden korkuyordu haliyle bende.Aslında basit bir av
köpeği idi fakat yabani yetiştirildiği için olsa gerek çok havlar buda bizi ürkütürdü.Buraya
birçok insan gelmesine rağmen birilerini gördüğünde hırlamaya başlardı.Siyah,sivri dişleri ve
uzun bacakları vardı.Çok hızlı koşuyordu.Birkaç ay önce hemen çevremizde bulunan
ormandan bir tavşan çıkmış.Onu farkettiğinde peşinde gitmişti.Ormana girdikten biraz sonra
da ağzında tavşanla geri dönmüştü.Yaşlı adam buranın bekçisiydi.Önceleri piknik alanına
birkaç kilometre uzakta bulunan evinden gidip geliyordu.Eşinin ölümünün ardından buraya
küçük bir kulübe inşa etmişti.Bu piknik sahasına çok emeği geçiyordu.Çiçekler dikiyor,onlarla
ilgileniyor ve ağaçlara ayrı bir özen gösteriyordu.Yalnız herkese surat asan bir kimse olduğu
için insanlar ona bir türlü yaklaşamıyorlardı.
Ben çitlere doğru çevreme iyice bakarak gidiyordum.Köpeğin orda olmaması dileyerek iyice
yaklaştım.Çitlerin arkasından köpeğin kalktığını duydum.Eğilip topu almıştım ki.Bir de ne
göreyim.Sağıma baktığımda kulübenin giriş kapısının yanında bulunan köşede bu canavar
bana bakıyordu.Ben ise kulübenin sol tarafında insanların bulunduğu taraftaydım.Göz göze
gelişimle içimdeki korku daha da arttı.Büyükler ne kadar köpeklerle göz göze geldiğinizde
korkmadığınızı hissettirin deselerde.İş pratikte hiçte öyle değildi.Koca insanlar anne diye
bağırdıklarına göre hemen soluma ve arkama göz attım kaçacak bir delik arıyordum.Köpek
iyice sert bakmaya başlayınca topu bıraktım ve hızla koşmaya başladım.Bundan sonrasını hiç
hatırlamıyorum.Bir süre sonra kendimi bir ağacın üstünde bulmuştum.Ondan kurtulmamı
sağlayan bir ağaç olmuştu.Arkadaşlarım ve çevredeki bazı insanlar bana gülüyorlardı.Hiç
komik değildi.Eğer beni yakalasaydı ağzındaki tavşan olmaktan çok kormuştum.Ağaçtan
aşağıya baktım ki köpek tekrar geri dönmüş,yaşlı adam onu bağlamıştı.Yaşlı adamın bana
bakarak,sinsice gülümseyişi diğer insanların haricinde beni çok kızdırmıştı.İçimden ona ve
köpeğine dayanılmaz bir nefret duymuştum ve orda bende büyük bir değişikliğe neden olan
olay gerçekleşti.Ben de oğlum gibi bir zamanlar kazımış olduğum ağacı
gördüm.Üstündeydim.Beni o köpekten korumuştu.O an çok duygulanmıştım.Onun canını ne
kadar yakmış olabileceğimi düşündüm ve sarıldığım ağacı okşar gibi,seviyormuş gibi sarıldım.
O esanada öyle bir güzel rüzgar estiki.Sanki ağaç bunu anlamış gibiydi.Onun derin bir nefes
alışıydı sanki bu.
İşte bir zamanlar beni koruyan ağaç.Büyümüş ve kocaman olmuştu.O zaman oğlum gibi 11
yaşlarındaydım.Beni en çok üzen ise onun kazımış olduğu agaçtı beni o canavardan
kurtaran.Çok kızmıştım ama ona bağırmak hele hele vurmak hiçbir çözüm getirmecekti.Yaşlı
adam ve kulübesi artık yoktu.Onu koşturmak için gerekli bir av köpeğide,belki bu sayede
yaşadığından bir ders çıkarabilirdi.Şimdi gövdesinde kocaman oğlumun isminin yazılı olduğu
agaç banada acı veriyordu.O olaydan sonra ne zaman bir ağaça ismin yada birşeylerin
kazındığı görsem kendi vücudumda onun kazınmış olduğunu hissediyorum.Kazınmış
olduğunu gördüğüm her ağaç için ise şimdiye kadar hep bir ağaç diktim.Onların sayısını
unutmam.Yıllar geçti ve diktiğim ağaç sayısı 1052.Küçükken babamdan hep para ister ve
beldemizde bulunan bir fidan satıcısından kazınmış olan ağactan aynı tür ağacı alır bu fidanı
ormana gidip dikerdim.Daha sonra orta okulda TEMA vakfıyla tanışmıştım.TEMA Vakfından
görevli bir Hanım bize slaytlar göstermiş,yapmış ve yapacak oldukları ağaçlandırmalardan söz
etmişti.TEMA Vakfı Başkanı ise bulunduğum beldede her yıl gerçekleşen festivallerden birine
gelmiş,insanlara vakıflarından,ülkemizdeki çöllerden söz etmişti.Ben ormanlara ağaç
dikiyordum,görmüştüm ki ülkemde ormanı olmayan nice yerler var.Bende üyesi
olmuştum.Eğer yine bin kadar kazınmış ağaç göreceksem,bu bin ağaçla küçük bir orman veya
güzel bir park kurulabilirdi.Kim bilir benim gibi o parklarda yada ormanlarda kaç çocuk bu
yeşilliklerin farkına varıp,bir gün ağaçları kazırken bundan vazgeçip oda küçük bir orman
kuracaktı.
Bu hatıralar ve hayaller içinde daha önce aklıma gelen ancak ertelemiş olduğum planı
gerçekleştirecektim.Oğlum ve arkadaşı içecekleri alıp gittiler ben ise arabaya bindim ve
beldemizdeki fidancıya gidecektim.2 fidan alacaktım bugün.Biri oğluma biride arkadaşı için o
fidanları alıp ormana dikecektik.Geldiğimiz her hafta sonuda onlarla ilgilenecektik.
O gün iki fidanı dikmiş,dereden su taşıyıp onları sulamıştık.Bir süre sonra her ikiside hafta
sonları ile yetinmemiş arada bir piknik alanına bisikletleri ile gidiyor 2 fidanıyla
ilgileniyorlardı.Ağaç’ı kazıdıkları için çok pişman olmuşlardı.Çünkü sahip oldukları fidanları
korurken,onlara emek verirken birinin gelip ona zarar vermesi onlar için affedilecek bir
davranış değildi.Bana ne zaman kazınmış bir ağaç görseler haber verir ormanımızda yada
parkımızdaki uygun boş alanlara diker daha fazlasınıda TEMA vakfına bağışta bulunurak bir
ormanın daha kurulmasına yardımcı olurduk.Oğlum ve arkadaşı üye olmuş.Onlarda kendi
arkadaşlarını üye yapmışlardı.
Bir kez daha düşündüğümde yaşlı adam,insanların burayı korumadıkları,sadece
faydalanıp,zarar verdikleri için onlara karşı soğuk davranıyordu.Belki o,bunun böyle olması
gerektiğini düşünüyordu veya anlatması gerekti,ama o haklıydı pek çok kimse anlatılanlara
kulak asmıyordu.O olaydan bir zaman sonra yaşlı adam bir kısmını kendi cebinden bir kısmıda
piknik alanının gelirlerinden sağlamak üzere ilkbahar zamanı dere kenarlarını nergiz çiçekleri
ile süslemişti.Beyaz ve sarı yaprakları,yeşil çimenler üzerinde herkesin içinde ilk bahar
esintisini hissettiriyordu.Sürekli geleni ve ilk kez burayla tanışanı ile birçok misafir yaşlı adamı
tebrik ediyordu.Bu olayda onu derinden etkilemiş,eskisi gibi insanlara ve çocuklara soğuk
davranmıyordu.Köpeği de zamanla insanlara alışmıştı.Ölümünden birkaç ay önce kulübesinin
karşı tarafında bulunan boş alana bir bahçe kurmuş,içine elma,kiraz,dut,döngel gibi meyve
ağaçlarını dikmişi.Bahçeye,buraya gelen insanlar yaşlı adamın ismini vermişlerdi.
Ağaçların benim gibi nefes aldığını,onlarında çocuklarının olduğunu,bazıları için bir ev,kuşlar
gibi,bazıları için ise bir sığınak,benim için, olduğunu anladığım gündü.Ağaçları kazımaktan
vazgeçmiştim.

Dağılmak Zorundaydı Sis

Posted by PearL | Ayrılık Hikayeleri | Perşembe 15 Mayıs 2008 05:33

Başlangıç o kadar mükemmeldi ki sonunun bir o kadar kötü bitmesi kaçınılmazdı. Yağmurlu günde itiraf edilen sevgiler, gizli gizli elele tutuşmalar, sık sık yazılan şiirli mektuplar, ve kimbilir daha neler neler…
Zamanla nasıl oldu böyle yabancılaşmalar, düşman gibi atışmalar, savaşlar…
Kaçınılmazdı herşey diye düşündü.Oysa biten bitmiyordu gerçekten bitmeden bitemiyordu.
Geriye kalan acılar, kırılan umutlar, bir sis gibi dağılıyordu uzaklara.
Herşey, başka bir zamanda, belki başka bir kişiyle unutulmak için başka bir iklime; Yaşananlarsa uzak bir kente gitmek zorunda bırakılıyor; sisler yine dağılıyordu uzak diyarlara..

Sonraki Sayfa »
site ekle - Toplist

Kiisel


Zirve100 Site ekle