Nisan, 2008 Arşivi

Bir SAZAN oLay =)

Otobüsle giderken, Bolu Dağı`nda verilen molada hemen tuvalete koşturdu.
Korkunç sıkışmıştı. Şansına boş kabin bulup kendini oraya attı…
Tam oturmuştu ki yan kabinden bir ses “merhaba” dedi.
Adam şaşkın “Merhaba” diye cevap verdi.
Ses devam etti: “Nasılsın?”
İlk defa başına böyle bir şey geliyordu…
Yine şaşkın şaşkın yanıtladı: “Sağ ol, iyiyim. sen nasılsın?”
Ses sordu: “Ne yapıyorsun?”
Bir an tereddüt geçirdi. Adam onun […]


prof ve öğrenci

olay bir üniveristede prof ve öğrencisi arasında geçer.Öğrenci yemekhanede boş yer bulamadığı için profesörün yanına oturu.Profesör bu druumu kabullenemz ve öğrenciye
-öküzlerle kuşlar aynı masada oturamaz der
öğrenci hiç bozuntuya vermeden
-ozamn ben uçayım diyerek kalkar.profesör bu durumu içine sindiremeyince öğrencinin sınavdan kalması için elinden geleni yapar fakat öğrenci soruları eksizkiz cevaplandırı.bunun üzerine profesör öğrnciye sana bi soru […]


Konumuz California’daki Pacific Palisades adlı okul..

Konumuz California’daki Pacific Palisades adlı okul.. Burada okuyan çocukların velileri, bütün okulu ve
öğretmenleri dava ediyor, çünkü bütün dönem boyunca 15 ile 30 gün arasında devamsızlık yaptıkları
halde çocuklarının derslerden kalmalarını kabul etmiyorlar.. Velilerin neredeyse tehdide varan
itirazlarıyla baş edemeyen okul yönetimi, en sonunda telesekreter mesajını aşağıdaki şekilde
değiştiriyor, ve ‘YILIN TELESEKRETER MESAJI’ ödülünü kazanıyor.
‘Merhaba! Pacific Palisades’e hoş geldiniz. […]


SON ARZU..!

Artık doksan yaşına merdiven dayamış olan büyükanne Fatıma yatağına uzanmıştı, bembeyaz çarşafın altında adeta kımıldamadan yatıyordu. Dudaklarında zor fark edilecek şekilde belli belirsiz bir gülümseme vardı. Son saatlerini yaşadığını hissediyor ve de geçmişi düşünüyordu. Yaşadıkları bir film şeridiymiş gibi gözlerinin önünden akıp gidiyordu adeta. Uzun süreli olan bu yaşamında kimseye en küçük bir kötülük yapmamıştı. […]


KÜÇÜK KUSUR

Minik kız elinde karnesiyle evden içeri girmiş. Karnesini babasına göstermiş. Babası bir bakmış bastan aşağı pekiyi, bir iki tane de iyi var, ama öğretmen karnenin altına şöyle bir not düşmüş:
- “Çok akilli ve yetenekli bir çocuk fakat bir kusuru var, derste çok konuşuyor. Buna nasıl son verebileceğimiz hakkında fikirlerim var, en kısa zamanda siz velisiyle […]


YAŞAMIN FISILTISINI DİNLE …

Genç bir yönetici, yeni Jaguar’ı içinde kurulmuş, biraz da hızlıca, bir mahalleden geçiyordu. Park etmiş arabaların arasından yola fırlayan bir çocuk olabilir düşüncesiyle dikkatini daha çok yol kenarına vermişti. Bir şeyin yola fırladığını görünce hemen fren yaptı ama aracı durana kadar geçen mesafede yola çocuk fırlamadı. Bunun yerine, yepyeni arabasının yan kapısına büyükçe bir taş […]


SEVGİYİ BİLENLER

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: “Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?”diye. “Bakın göstereyim” demiş ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da “derviş kaşıkları” denilen bir metre boyunda kaşıklar. Ermiş “Bu kaşıkların ucundan tutup öyle […]


Parçalanmış Aşk

‘Aşktan öylesine çok söz ettiler ki, kimse inanmıyor şimdi…’ (Oscar Wilde)
Kırık bir kalbin söylemiş olduğu bu söz kendi yaşanmışlığı içerisinde bir gerçekliği dile getirse de, oldukça uzun bir süre önce sürgüne gönderilen aşkı, soylu duygular içerisinde yaşamış/yazmış kimselerden okumak aşka duyduğumuz inancı hala pekiştiriyor.
Geçmişten günümüze uzanan hassas ruhlar yelpazesine baktığımızda, yazar ve şairlerin, aşkı en […]


Ve mürekkep aşka gölgemi vurur…

Senin gözbebeklerinde güneş hiç doğdu mu?
Çözüldü düğümleri boğazımın ve ben avaz avaz aşık oluyorum… Sabahı doğurana kadar kaldırımlarını saymak şehrinin ya da bir bankta sabahlamak ne adına olduğunu bilmeden, ikisini de taşısam titreyen elerimde gene de çapa atamaz mıyım sahiline? Bilirim yağmur olup ıslatsam kanatlarını, uçamaz kalırsın diyarlarımda. Bilirim kristallerine değerse güneş ışığı mozaiğinde eririm […]


Yüküm(sen)

*göğümde yankısı olana armağanımdır…
YÜKÜM(SEN)
/ne vakit yaşamak düşlesem,
kurşun kadar ağır yalnızlıklar gelir kuytulardan.
bu yüzden sonsuzluğa yumayacağım gözlerimi,
ağırlaşıyor düşlerim…/
ne vakit altından ırmaklar geçen köprüler düşlesem,
başıma yağan kızılca kıyametlerle
sürülürüm bulunduğum yerlerden.
arkamda taşıyamadığım yüküm(sen)
sürüklenir(sin) peşimden…
doğrulmaya çalıştıkça heybetlenen kurşunî bedenim,
vurgun yemiş sırça köşkler gibi çöreklenir acılarıma…
“doluyor şöhretin, kan misali, damarlarıma”
cemre düşmüş toprakta düşlerimle kalıyorum…
bahara yakınmış adım;
daha ilk saflarda,
tutuşuyor adımlarım…
“yüreğimde bir […]